(…)
Şimdi
sıkı durun. Sanat yazılarında fikirlerimizi araya sıkıştırsak olmuyor mu? Yok,
olmaz, katiyen olmaz. O zaman didaktik olur yani değeri düşer. Peki, genel
tanımda düşünceden söz etmiyor muyuz? Evet, ama sanat? Tövbe tövbe. Sanat
deyince ne anlıyorsun?
“Bak
kardeşim / Elini ver bana / Gel kardeşim / Neşe getirdim sana / Al kardeşim /
Ye, iç, gül, oyna...”
Bak
kardeşim kulağını ver bana. Gel kardeşim
Prof.
Dr. Niyazi Kahveci’nin düşüncesini aktarayım sana:
Düşüncenin ilk basamağı edebiyattır.
İkinci basamak sanat, üçüncü teoloji, dördüncü felsefe, beşinci bilim, sonra
teknoloji... (Gördün mü bak 8 basamağı da aklımda tutamadım. Bir zahmet
doğrusunu siz bulmaya çalışın. Öyle ya hep “armut piş ağzıma düş” olmasın.) İlk
basamak olmazsa diğer basamaklara çıkmanın imkânı da yok ihtimali de.
Asırlardır geri kalışımızın nedenini anlıyor gibiyiz değil mi? Tabii, anlamak
yetmez. Birilerimiz birilerine dur demeliyiz. Yeter artık, falan filan
demeliyiz.
Unutmadan
ekleyeyim:
Bir
öğretmenimiz derdi ki; mealen, “Edebiyat güzel duyguları uyandırma
sanatıdır...” Allah (cc) rahmet etsin. Tanıma bak hele. Demek ki edebiyat
sadece güzel yazı, yaldızlı, maldızlı yazı yazmak değil, duyguları uyandırma
sanatıdır. Bunun formülü var mı acaba?
Meçhul
öğretmenimin tanımına bir sözcük de ben ekleyeyim: “Edebiyat güzel duyguları
ve düşünceleri uyandırma sanatıdır...” Düşünceleri uyandırma tefekkürle
olabiliyor. Düşünme yöntemleri de gelişmiş. Ama nedense bir gram düşünce
üretemiyoruz? Bir arı olamıyoruz.
Benim
durumuma gelince, efendim, benim duygu ve düşüncelerim birbirine âşık. Bayağı
âşık. Bir sarmaşık gibi, ne tür yazmaya kalkarsam kalkayım sarmaşık birbirinden
ayrılamıyor. Şiir niyetine bir şeyler yazıyorum. Düşünce yüklü diyorlar. Öykü
yazmaya kalkıyorum yine aynı.
Evet
kardeşim. Sizleri anlıyorum. Şimdi bir söz söyleyeceğim, bu söz benim midir,
değil midir unutmuşum. “Sanat yazılarında düşünceler çayda şekerin eridiği gibi
erimeli, görülmemeli.” Hah işte, doğruyu buldu veya buldun diyenlere bir sözüm
daha var:
Ben,
övünmek gibi olmasın Erzurum Yavuz Selim İlköğretmen Okulu mezunuyum.
Erzurum’da kıtlama çay içmeyi de öğrendim. Yani dilimin altında küçük de olsa
şeker tadında fikirler bulunabilir. Yani siz, dadaşlar diyarını bilmiyorsunuz
diye hakkımda yanlış hüküm vermeyin.
Şaka
şaka, biliyorum siz hakkımda yanlış hüküm vermezsiniz; ama ismini
hatırlamadığım akımlara kapılanlar öykülerime bakıyor, edebi değil çünkü fikir
yüklü. Diğer incelemelerime bakıyor, aa aa, diyor, çünkü duygu yüklü. Yani
anlayacağınız aradayım. Ben hep arada kaldım. Bu da uzun hikâye.
Kardeşim,
yukarıdaki sözlerimde en ufak bir yanlış varsa lütfen söylemenizi arz ve rica
ediyorum.
Edebiyatın boşuna zaman kaybetme
istikametine sürüklenmekte olduğunu görmek içimi acıtıyor. Onun için bana,
müsterih olunuz, anksiyeteniz artmasın edebiyatçılarımız doğru istikamette,
derseniz beni memnun edersiniz.
Daha
fazla şeyler karıştırmayın. Böyle yazı olur mu olmaz mı demeyin. Derseniz derim
ki; okuması on bir buçuk dakika süren yazıma sığdırdıklarımı 3 kitapta
anlatabilirseniz...
Başka
ortamlarda böyle yazamazdım. Yaşasın bizim takım. Ya ya ya...
Çekmeköy - İstanbul, 17. 09. 2023
______________________
SabahattinGencal, Okunması Yüksek Riskli Yazılar, Cinius yayınları, İstanbul,2024
"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci | ||||||
Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları | ||||||
|
|
|
|
|
|
|
| ||||||
