25 Mart 2026 Çarşamba

"Düşüncenin İlk Basamağı Edebiyattır"

          


          (…)

Şimdi sıkı durun. Sanat yazılarında fikirlerimizi araya sıkıştırsak olmuyor mu? Yok, olmaz, katiyen olmaz. O zaman didaktik olur yani değeri düşer. Peki, genel tanımda düşünceden söz etmiyor muyuz? Evet, ama sanat? Tövbe tövbe. Sanat deyince ne anlıyorsun?

“Bak kardeşim / Elini ver bana / Gel kardeşim / Neşe getirdim sana / Al kardeşim / Ye, iç, gül, oyna...” 

Bak kardeşim kulağını ver bana. Gel kardeşim

Prof. Dr. Niyazi Kahveci’nin düşüncesini aktarayım sana:

Düşüncenin ilk basamağı edebiyattır. İkinci basamak sanat, üçüncü teoloji, dördüncü felsefe, beşinci bilim, sonra teknoloji... (Gördün mü bak 8 basamağı da aklımda tutamadım. Bir zahmet doğrusunu siz bulmaya çalışın. Öyle ya hep “armut piş ağzıma düş” olmasın.) İlk basamak olmazsa diğer basamaklara çıkmanın imkânı da yok ihtimali de. Asırlardır geri kalışımızın nedenini anlıyor gibiyiz değil mi? Tabii, anlamak yetmez. Birilerimiz birilerine dur demeliyiz. Yeter artık, falan filan demeliyiz.

Unutmadan ekleyeyim:

Bir öğretmenimiz derdi ki; mealen, “Edebiyat güzel duyguları uyandırma sanatıdır...” Allah (cc) rahmet etsin. Tanıma bak hele. Demek ki edebiyat sadece güzel yazı, yaldızlı, maldızlı yazı yazmak değil, duyguları uyandırma sanatıdır. Bunun formülü var mı acaba? 

Meçhul öğretmenimin tanımına bir sözcük de ben ekleyeyim: “Edebiyat güzel duyguları ve düşünceleri uyandırma sanatıdır...” Düşünceleri uyandırma tefekkürle olabiliyor. Düşünme yöntemleri de gelişmiş. Ama nedense bir gram düşünce üretemiyoruz? Bir arı olamıyoruz.

Benim durumuma gelince, efendim, benim duygu ve düşüncelerim birbirine âşık. Bayağı âşık. Bir sarmaşık gibi, ne tür yazmaya kalkarsam kalkayım sarmaşık birbirinden ayrılamıyor. Şiir niyetine bir şeyler yazıyorum. Düşünce yüklü diyorlar. Öykü yazmaya kalkıyorum yine aynı. 

Evet kardeşim. Sizleri anlıyorum. Şimdi bir söz söyleyeceğim, bu söz benim midir, değil midir unutmuşum. “Sanat yazılarında düşünceler çayda şekerin eridiği gibi erimeli, görülmemeli.” Hah işte, doğruyu buldu veya buldun diyenlere bir sözüm daha var:

Ben, övünmek gibi olmasın Erzurum Yavuz Selim İlköğretmen Okulu mezunuyum. Erzurum’da kıtlama çay içmeyi de öğrendim. Yani dilimin altında küçük de olsa şeker tadında fikirler bulunabilir. Yani siz, dadaşlar diyarını bilmiyorsunuz diye hakkımda yanlış hüküm vermeyin. 

Şaka şaka, biliyorum siz hakkımda yanlış hüküm vermezsiniz; ama ismini hatırlamadığım akımlara kapılanlar öykülerime bakıyor, edebi değil çünkü fikir yüklü. Diğer incelemelerime bakıyor, aa aa, diyor, çünkü duygu yüklü. Yani anlayacağınız aradayım. Ben hep arada kaldım. Bu da uzun hikâye.

Kardeşim, yukarıdaki sözlerimde en ufak bir yanlış varsa lütfen söylemenizi arz ve rica ediyorum. 

Edebiyatın boşuna zaman kaybetme istikametine sürüklenmekte olduğunu görmek içimi acıtıyor. Onun için bana, müsterih olunuz, anksiyeteniz artmasın edebiyatçılarımız doğru istikamette, derseniz beni memnun edersiniz.

Daha fazla şeyler karıştırmayın. Böyle yazı olur mu olmaz mı demeyin. Derseniz derim ki; okuması on bir buçuk dakika süren yazıma sığdırdıklarımı 3 kitapta anlatabilirseniz...

Başka ortamlarda böyle yazamazdım. Yaşasın bizim takım. Ya ya ya...

Sabahattin GENCAL

Çekmeköy - İstanbul, 17. 09. 2023

        ______________________

SabahattinGencal,  Okunması  Yüksek Riskli Yazılar, Cinius yayınları,   İstanbul,2024


"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN

 

MEKTUBÂT-Î RABBÂNÎ