Gençliğimde,
Rabbimi
bilme arzusu ile tutuşurken
"Kendini
bilen Rabbini bilir." kibâr-ı kelâmını duydum.
Bu
hikmetli sözü hâlâ irdeleyip duruyorum.
İrdelemek
elbette gerekli, elbette bilimsel bir süreç ama
Yayıklamayı
tercih ederdim.
Ah,
ne güzel olurdu yoğurdu yayıkta vurmak ne tatlı olurdu
Tereyağını
topak topak toplamak…
"Kendini
bilen Rabbini bilir." özlü sözünden hareketle
Kendimizi
Görme Denemesi adlı kitap yazdım.
Denemelerde
Kendimizi Görme genel başlığı ile kitaplar yazdım. Ama
Kendimi
yayıktaki yağ gibi göremedim topak topak. Demek ki
Bu
dünyada daha çok çalkalanmam gerek yayık örneği.
Bir
ara
Goethe’nin,
“İnsan
kendini yalnızca insanda tanır.” Sözüne
inandım. Ve
Evde,
kahvede, kafede; belediye otobüsünde, yolcu otobüsünde, çeşmede, bankta vb. kısaca
her yerde konuştuğum, sohbet ettiğim insanları,
Müsaadeleriyle
kaleme aldım. Yayınladım.
Tabii
her birini ayna kabul ettim.
Bir gün Muhyiddin İbnü’l – Arabî’ gibi, bir gün Mevlâna gibi
başka bir gün Şeyh Gâlip gibi bakmaya çalıştım aynalara. Demek ki onlar gibi
bakamamışım, dedim.
Hayır, aynalar da
gördüğüm ben olamaz… Acele karar vermişim
Demek ki bütün
bilgilerimi cem edememişim.
Meğer aynada görülen
değil görülene tepki beni belirler. Bu da nasıl oluyor? Kendimce,
Nasıl ki evrenin bir
modeliyiz.
Nasıl ki evrendeki tüm
elementler bizde de var…
Allah (cc) tüm
insanları adil olarak aynı biçimde kodlamış. Yani
Her birimizde güzel
ahlak kodları da var çirkin ve kötü ahlak kodları da… İşte imtihan burada
başlıyor:
Görevimiz güzel, iyi
ve doğru kodları işler hale getirmektir. Diğer kodları kökünden kazımak değil
işlevsiz hale getirmektir. Burada irademiz devreye giriyor. Diğer canlılardan
önemli farklarımızdan biri.
Son günlerden örnek
verelim:
Aynalara bakıyorum:
Müslümanlara zulmeden yüzler görüyorum. Bu ben değilim. Bu içimde
çimlendirmediğim kötü tohumdur.
Uzun zamandır
yalnızım.
İçime bakıyorum hep.
Yoksa içime baka baka
aynalara bakmayı da mı öğrendim?
Aslında bir başka
biçimde bu konuyu biliyormuşum gibime geliyor. Çünkü
Ya ders alırız ya da
ibret, derdim çoğu kez. Demek ki aynalarda görünenin ardındaki hikmeti
görmekmiş marifet.
“Marifet, Arapça
kökenli olup sözlükte "bilmek, tanımak, beceri, hüner ve ustalık"
anlamına gelir. Günlük dilde bir işi becerme yeteneği veya el yatkınlığı
(hüner) olarak kullanılırken, tasavvufta (Marifetullah) Allah’ı kalp ve tecrübe yoluyla
vasıtasız tanıma (irfan) anlamını taşır.”
Tekrar edelim
marifetli olabilirsek ki bu, halife potansiyelimizi doldurmak, kendimizi gerçekleştirmek
demektir. İşte o aman inşallah Rabbimizi de bilebiliriz.
Rabbimizi bilebilmek dileğiyle...
Sabahattin Gencal, 26. 03. 2026
|
"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci |
||||||
|
Sabahattin Gencal’ın Bugünkü
Etkinliklerinden Bazıları |
||||||
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
||||||