Her
gün yazıyorum. Kendim için yazsam bile değil mi ki bunu yayınlıyorum o halde
dikkatle ve özenle yazmam gerekli. Okuyucuya saygının gereğidir bu. Okuyucunun
zamanını almaya hakkımız olmadığı gibi okuyucunun kafasını şişirmeye de
hakkımız yok. Okuyucuyu yönlendirmeye de…
Dikkatli
yazmaya özen gösteririm. Ama günce başka, deneme başka, sohbet veya makale
başkadır. Üslup da farklı olur. Bazı okuyucular günce yazmama rağmen makale
titizliği ister, örneğin ispatlama gibi. Bazıları sohbet tadında olsun diye
düşünebilir. İşte burada zorluk çekiyoruz.
Ben
öğretmenim 6.sınıfta başka 7. Sınıfta başka 8. Sınıfta başka, merasim alanında
başka çeşit konuşabiliriz. Hatta aynı sınıfın öğrencilerine göre de hitabımız
farklı olabilir. Çünkü hepsini tanıyoruz ama sosyal medyada, bloglarda vb.
böyle olmuyor. Bazılarının basit bulduğunu bazıları ağır bulabilir. Bazılarının
beğendiğini diğer bazıları yerebilir… Olur böyle şeyler.
Bugün
bir yazı yazdım. Yorgunluğumdan mı bilemiyorum yazının ortalarında rota
değiştirdim. Yeni rotada bocaladım. Bu arada yazarlar aklıma geldi. Bazı
yazarların sekreteri olduğunu belirttim. Derken ben de yapay zekâyı asistan
alacağım, dedim. O anda rahatlayarak coştum. Nasılsa yapay zekâ düzenleyecek
dedim. Sonra gereğini yapması ricasıyla yazıyı asistana gönderdim. Benim için
acayip bir deneme oldu.
Yazımı
düzeltti. En sonun da gazete köşe yazısı gibi yazmamı ister misiniz, diye
sordu. İsterim, dedim. Köşe yazısı bitti. Senin tarzın denemeye yatkın, deneme
yazmamı ister misin diye sordu. İsterim dedim. Sonra sen derinlikli ve önemli
konulara giriyorsun böylesini ister misin mealinde bir şey sordu. İsterim dedim.
Dakikasında bir yazı daha.
İster
misin, isterim deyişleri Karadeniz deyişleri gibi “dedi bağa, dedim oğa, dedi
bağa dedim oğa…” devam etti. Üçüncü konu eklendi. Bu güzel bir kitap olabilir
dedi. İsterim, isterim… Sıra kitabın kapağına geldi…
Ben
onun sabrını ölçeyim dedim, her halde o da benim… Derken ben pes ettim. “Çok
teşekkür ederim. Şimdilik bu kadar, dedim. O “Ne demek asıl ben teşekkür
ederim. İstersen şunu da yapabilirim deyince tekrar maça başladım. Dedim oğa
dedi bağa. Öyle ki kitap kapağı da tasarlandı. Basıldı. Raflarda yerini aldı.
Rafta görünüşünü ister misin? ister misin… İkili görünümünü… İkili bitince üçlü
dörtlü başlayacak diyerek pes ettim.
Ben
kendimi çok sabırlı bilirdim. Yanılmışım. Yapay zekâ benden sabırlı çıktı.
Yazdığım
yazıyı ve düzeltilmişini başka bir sayfaya yazacaktım isteyenler görsün diye
ama bilgisayarda bulamıyorum. Bu demek oluyor ki sabır yarışına girince
pusulamızı da şaşırdık.
Bugün
de böyle oldu.
Sabahattin
Gencal, İstanbul, 10. 03. 2026
Not.
Yazıyı bulursam ekleyeceğim inşallah.
Buldum! Buldum! Sabırlı ve meraklı olanlar tıklayabilir.
|
Sabahattin Gencal’ın Bugünkü
Etkinliklerinden Bazıları |
||||||
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
||||||