Yazmak
sorumluluk yüklenmek demektir. Bu yük, az çok öğretmenlerin taşıdığı yüke
benzemektedir. Neden mi?
Okuyucunun
beyin hücrelerinden birine bile tıklayamadın mı, okuyucunun kalbine dokunamadın
mı onun zamanını aldın demektir. Bir saliseyi, bir anı geri getiremeyeceğimiz
düşünülürse kaybımızın ne kadar çok olduğu anlaşılır. Bir de yanlış bilgi
verilirse ki o zaman, değil yazarlılığın insanlığın iflâs ettiği andır.
Çoklarının
insanlıktan çıkması bizi ilgilendirmez.
Eğer yazıyorsak, en azından okuyucuyu düşündüreceğiz.
Okuyucu
bir kere düşünmeye başladı mı sadece yazılanı değil, yazılmak isteneni de
anlar. Hatta yazarın aklına gelmeyenleri de…
Biz
henüz soyut düşünemiyoruz. Onun için yazarlarımız da genellikle olaylardan ve
kişilerden söz ederler. Güncel olaylardan söz etmek oldukça zor. Olayın
nedenlerini, niçinlerini, nasıl başladığını, nasıl gelişip sonuçlandığını
araştırmanıza izin vermeyebilirler. Sadece bir sahnesini gösterime sunarlar.
Olayın gerisindeki aktörleri de tanıyamazsınız… Dedik ya bu çok zor.
Demediklerimizi de düşünün olayın kahramanı sevdiğimiz kişi olursa yazımız
başka olur. Kahramanlardan korkarsak yine başka olur. Kaç defa söyleyeceğiz
günceli yazmak zor. Daha doğrusu somut olarak yazmak zor.
Somut
olarak yazmak zor da soyut olarak yazmak kolay mı? Gazetelerden okumadınız mı?
“Sen şunu demek istedin.” diyorlar yani beyin okuyorlar.
İnsan
ister istemez gülüyor içinden. İki
satırlık yazıyı okuyamayanlar beyin okumaya kalkıyorlar. Bu tipler insanın
canına da okur.
“Bana
ne?” demek de olmuyor. O da ayrı bir
sorumluluk. Belki de, belki de değil çok daha ağır bir sorumluluk…
Bazı
konuşmacılar iki de bir “Anlatabildim mi?” der. Bazıları da “Anladınız mı?”
Ben
ne diyeyim şimdi?
Çekmeköy-İstanbul, 03.12. 2019
__________________________
Sabahattin
Gencal, En Çok Yalnız Olmadığım Vakit YALNIZIM, Cinius Yayınları, İstanbul,
2020
