Birkaç gün önce bir yazı yazmayı düşünmüştüm: Maarifin kalbinde Ramazan etkinlikleri ve bu etkinliklere tepkiler ve de din istismarları konularını işlemek istiyordum ama konu oldukça kapsamlı olduğu için beceremedim.
Temel
Eğitim Genel Müdürlüğünün hazırlattırdığı, okul öncesi, ilkokul ve ortaokullar
için Ramazan Etkinlikleri kitapçıklarını internette inceledim. Kitapçıklar çok
güzel tasarlanmış. İçerikler de oldukça güzel ve seviyelere uygun. Satır
aralarında olsa da gönüllüler kelimelerinin yazılması ihmal edilmemiş. Bu
kitapçıkları okulların eğitici etkinliklerine yardımcı materyaller olarak
görüyoruz.
Bu
işin bir de uygulama safhası var ki işte bütün sorunlar burada. Her zamanda
böyle olmuyor mu? Kraldan çok kralcı davranılmıyor mu? Okulların hangi
etkinliklerine valiler veliler vb. böyle katılıyor…
Bu
arada yukarıda geçen deyim için kopyala yapıştır yapalım. Ne o herkes de öyle
yapmıyor mu?
“Kraldan
Çok Kralcı Olmak”
“Toplumda
en tehlikeli duruşlardan biri vardır: Gücün sahibi değilken, gücün sahibinden
daha baskıcı, daha otoriter, daha saldırgan olmaya çalışmak. Yani halk
arasındaki deyimiyle “kraldan çok kralcı olmak.”
Bu
tutumun temelinde çoğu zaman iki şey yatar:
Korku
ve kompleks.
Kraldan
çok kralcı olan, aslında güce sahip değildir ama gücün yanındaymış gibi
görünerek kendine bir alan yaratmak ister. Bu yüzden gerçek otorite sessiz
kalırken onlar ortalığı velveleye verir. Gerçek karar verici sakin kalırken,
onlar bağırır. Asıl sorumlu bir adım geride dururken, onlar öne atlar. Çünkü
görünmek isterler. Görüldükçe güçlü olduklarını sanırlar.
Oysa
gücün gölgesinde büyüyenler, güneş açtığında ilk kaybolanlardır.
(…)
Toplumun
asıl sorunu bazen yönetenlerin değil, yönetenlerin etrafında oluşan bu
gürültülü halkadır.” (Cemal DURMAZ, https://www.yazsader.org/Makale/261/14)
Bu
konuyu futbol diliyle anlatmayı düşündüm bir an. Birileri asis yapıyor birileri
de gol atıyor. Bütün televizyonlar sanki Galatasaray- Juventus maçı imiş gibi
yayınlıyor. Ama karşılarına aldıkları taraf maça gitmediği için…
Yine
de din istismarı devam ediyor. Din de bundan zarar görüyor. Güzel broşürler
hazırlamışsınız, gönüllülük esasını getirmişsiniz, tamam sizin işiniz orada
bitiyor. Veliyi valiyi, duyanı duymayanı bu işe niye karıştırırlar ki? Tabii
buna sosyologlarımız özellikle de psikiyatristlerimiz cevap bulabilir.
Yazmayı
becerememek konusunda bu kadar yazdığıma göre… Yani hesap edin bu konuda neler
yazılabileceğini?
Bu
konu bana göre soğumuşken bugün (27. 02. 2026) karar gazetesinde Sayın Taha
Akyol’un “Din ve Laiklik” başlıklı yazısını okudum. Güzel bir yazı. Ben de
Akyol gibi düşünüyorum, dedim kendi kendime. Sonra içimdeki bir başka ben,
orada dur. Sen 1970’lerde yazdığın Atatürkçü Düşünce Denemesinde buna benzer
bir yazı yazmadım mı? Sahi, yazmıştım. O aman ne yapalım? Medyadan bölümüne
Taha Akyol’un yazısının sistematik özetini alalım. (Telif hakkını ihlal etmemek
için yazıyı aynen almıyorum) Kitaplardan bölümüne de benim kitabımdan
alıntılar. Akyol, doğrusu çok sistemli yazdı. Ben okuyucu daha iyi anlasın diye
deneme biçiminde bir diyalog yazmıştım. Daha dün gibiydi. Ne de çabuk geçti o
günler.
O
günlerde de din istismarı vardı, 1971 muhtırası da.
Din
istismarı Hz. Ali ve Muaviye savaşlarında da yok muydu? Ya bu ezelden ebede
sürmez ki…
Allah
rızası için İslam dinini öyle öğrenelim ve öğretelim ki istismarcılara fırsat
vermeyelim.
Onlar
yine kolayını bulur falan filan demeyelim. Elimizden geldiğince aydınlatma
görevini yapalım.
Bir
görev bilinçli yapılırsa kutsaldır.
Sabahattin
Gencal, İstanbul, 27. 02. 2026
|
"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci |
||||||
|
Sabahattin Gencal’ın Bugünkü
Etkinliklerinden Bazıları |
||||||
|
|
|
|
|
|
|
|
