27 Şubat 2026 Cuma

Bir Görev Bilinçli Yapılırsa Kutsaldır



 Birkaç gün önce bir yazı yazmayı düşünmüştüm: Maarifin kalbinde Ramazan etkinlikleri ve bu etkinliklere tepkiler ve de din istismarları konularını işlemek istiyordum ama konu oldukça kapsamlı olduğu için beceremedim.

Temel Eğitim Genel Müdürlüğünün hazırlattırdığı, okul öncesi, ilkokul ve ortaokullar için Ramazan Etkinlikleri kitapçıklarını internette inceledim. Kitapçıklar çok güzel tasarlanmış. İçerikler de oldukça güzel ve seviyelere uygun. Satır aralarında olsa da gönüllüler kelimelerinin yazılması ihmal edilmemiş. Bu kitapçıkları okulların eğitici etkinliklerine yardımcı materyaller olarak görüyoruz.

Bu işin bir de uygulama safhası var ki işte bütün sorunlar burada. Her zamanda böyle olmuyor mu? Kraldan çok kralcı davranılmıyor mu? Okulların hangi etkinliklerine valiler veliler vb. böyle katılıyor…

Bu arada yukarıda geçen deyim için kopyala yapıştır yapalım. Ne o herkes de öyle yapmıyor mu?

“Kraldan Çok Kralcı Olmak”

“Toplumda en tehlikeli duruşlardan biri vardır: Gücün sahibi değilken, gücün sahibinden daha baskıcı, daha otoriter, daha saldırgan olmaya çalışmak. Yani halk arasındaki deyimiyle “kraldan çok kralcı olmak.”

Bu tutumun temelinde çoğu zaman iki şey yatar:

Korku ve kompleks.

Kraldan çok kralcı olan, aslında güce sahip değildir ama gücün yanındaymış gibi görünerek kendine bir alan yaratmak ister. Bu yüzden gerçek otorite sessiz kalırken onlar ortalığı velveleye verir. Gerçek karar verici sakin kalırken, onlar bağırır. Asıl sorumlu bir adım geride dururken, onlar öne atlar. Çünkü görünmek isterler. Görüldükçe güçlü olduklarını sanırlar.

Oysa gücün gölgesinde büyüyenler, güneş açtığında ilk kaybolanlardır.

(…)

Toplumun asıl sorunu bazen yönetenlerin değil, yönetenlerin etrafında oluşan bu gürültülü halkadır.” (Cemal DURMAZ, https://www.yazsader.org/Makale/261/14)

Bu konuyu futbol diliyle anlatmayı düşündüm bir an. Birileri asis yapıyor birileri de gol atıyor. Bütün televizyonlar sanki Galatasaray- Juventus maçı imiş gibi yayınlıyor. Ama karşılarına aldıkları taraf maça gitmediği için…

Yine de din istismarı devam ediyor. Din de bundan zarar görüyor. Güzel broşürler hazırlamışsınız, gönüllülük esasını getirmişsiniz, tamam sizin işiniz orada bitiyor. Veliyi valiyi, duyanı duymayanı bu işe niye karıştırırlar ki? Tabii buna sosyologlarımız özellikle de psikiyatristlerimiz cevap bulabilir.

Yazmayı becerememek konusunda bu kadar yazdığıma göre… Yani hesap edin bu konuda neler yazılabileceğini?

Bu konu bana göre soğumuşken bugün (27. 02. 2026) karar gazetesinde Sayın Taha Akyol’un “Din ve Laiklik” başlıklı yazısını okudum. Güzel bir yazı. Ben de Akyol gibi düşünüyorum, dedim kendi kendime. Sonra içimdeki bir başka ben, orada dur. Sen 1970’lerde yazdığın Atatürkçü Düşünce Denemesinde buna benzer bir yazı yazmadım mı? Sahi, yazmıştım. O aman ne yapalım? Medyadan bölümüne Taha Akyol’un yazısının sistematik özetini alalım. (Telif hakkını ihlal etmemek için yazıyı aynen almıyorum) Kitaplardan bölümüne de benim kitabımdan alıntılar. Akyol, doğrusu çok sistemli yazdı. Ben okuyucu daha iyi anlasın diye deneme biçiminde bir diyalog yazmıştım. Daha dün gibiydi. Ne de çabuk geçti o günler.

O günlerde de din istismarı vardı, 1971 muhtırası da.

Din istismarı Hz. Ali ve Muaviye savaşlarında da yok muydu? Ya bu ezelden ebede sürmez ki…

Allah rızası için İslam dinini öyle öğrenelim ve öğretelim ki istismarcılara fırsat vermeyelim.

Onlar yine kolayını bulur falan filan demeyelim. Elimizden geldiğince aydınlatma görevini yapalım.

Bir görev bilinçli yapılırsa kutsaldır.

Sabahattin Gencal, İstanbul, 27. 02. 2026

 

"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN

 

MEKTUBÂT-Î RABBÂNÎ