GALİBA DÜNYADA BİR İLK OLACAK
Okuyucunun, yazısını
okuduğu kişiyi bütün yönleriyle tanımaya hakkı vardır. Bence, okuyucunun bu
hakkını gasp etmeye hiçbir kimsenin hakkı yoktur; olmamalıdır da...
Efendim, yazar özelini
açıklamak zorunda değildir; falan filan gibi sözleri çok duyduk. Çokları da
buna hak veriyor. Kimse kusura bakmasın;
ben, kim bilir yalnızca ben haklı bulmuyorum. Haklı bulmuyorum; çünkü
yazarın özeli dediğimiz durumlar yazıya aksetmiyor mu? Yazıya aksediyor, okuyucu yanlış çağrışımlar
yapıyor vb. Oysa okuyucu yazarın özel durumunu bilse yazıyı da ona göre
değerlendirecek ve bir kanma veya kandırılma söz konusu olmayacak.
Sözü biraz dolaştırdık
galiba. Biraz değil bir hayli dolaştırdık. Neyse kendimizden örnek vererek bu
konuya açıklık getirelim. Bu suretle hiçbir kimseyi de, dolaylı veya dolaysız
olarak incitmiş olmayız.
Ne diyor Yunus? Yunus bir gün, senin
derdin de biter, / Tek kendin incin de, eli incitme!
Bizim derdimiz bitse de bitmese de kendimiz incinir; ama başkalarını
evelallah incitmeyiz.
Ne diyorduk?
Okuyucunun yazarı bütün yönleriyle tanımaya
hakkı vardır.
Değerli okurlarımın bu haklarını, Allah (cc) da okuyucular da şahittir
ki her fırsatta teslim etmeye çalıştım. Cildimde terörist hücrelerin (kanserin)
dolaştığını dedim mi, dedim. Midemde ülserin saklandığını, ayaklarımda varisin
fırsat kolladığını da söyledim. Daha
önemlisi Anskiyetemi de (Kaygı bozukluğumu da) duyurdum. Özellikle bu durumu
duyurdum; çünkü zaman zaman Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün kazanımlarıyla
birlikte uçurumun kenarında olduğunu yazmışımdır. Bazılarının; “Senin anskiyeten var zaten. Korkma,
Türkiye Cumhuriyeti sapasağlam ayaktadır.” demelerini yani beni teselli
etmelerini bekledim. Bir teselli vermez mi insan?
Yanlış anlamalara yol açmamak için bir açıklama yapayım:
Rahatsızlıklarımı söylemem asla şikâyet olarak anlaşılmasın. Allah’ımıza
(cc) hamd olsun. “Bugün en iyi günüm.”
ifadesini, adını unuttuğum bir muhterem zat söylemiş. Doğru da söylemiş...
Bazı okuyucularımızın, “Anskiyete birçoklarında var.” dediklerini tahmin
ediyorum. Doğrudur; bu kaygı bozukluğunun bin bir çeşidi varmış. Bendeki çeşitleri kalemimin emrine
vereceğim. Bu da ne demek mi? Şu demek:
Şu demek ifadesini yanlış kullandık. Bu mereti Profesörler bile kısaca
açıklayamıyor; ben mi açıklayacağım. Açıklamadan örnek vermekle yetineceğim:
Efendim, bendeniz iyi kötü, güzel çirkin demeden yazdım da yazdım. O
kadar çok yazmama rağmen bunların içinde kurgu murgu yok. Hep gerçekleri
yazdım, hep gözlediklerimi yazdım, hep...
Geçen yıllar yazar atölyesine gitmiştim. Zorunlu olarak yani ödev olarak
birkaç kurgu denemesi yapmıştım. Kurs bittikten sonra devamını getireyim
dedimse de getiremedim. İşte şimdi sıra bunlarda.
Kurgusal yazılar yazacağım. Kafamda anskiyetenin oluşturduğu duygu ve
düşünceleri kalemimin emrine vereceğim. “Al, bir vukuata sebep olmadan güle
güle harca...” diyeceğim. Belli mi olur, bakarsınız ki nur topu gibi öyküler
doğar. Bekleyiniz. Sağlık olursa dokuz ay on gün sonrasını bekleyiniz.
İşte bu, okuyucuya bebeğin hangi şartlarda, nasıl yetişeceğini haber
verme görevini yerine getiriyorum. Sanırım bu da dünyada bir ilk olacaktır.
İlklerin yararlı, güzel ve kalıcı olmalarını dilerken okuyucuya da saygı
ve sevgilerimi sunarım.
Çekmeköy-İstanbul, 20.08.2020
____________________________________
SabahattinGencal, DÜŞÜNCE ÇİFTLİĞİ, Cinius Yayınları, İstanbul, 2021
"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci | ||||||
Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları | ||||||
|
|
|
|
|
|
|
| ||||||
