İnsan beynine sis çöker mi?
Bu anda sanki Alayısa Yaylamızda görülen sis içindeyim.
Bazen hiçbir şey görmüyorum.
Bazen zindanında bir kişi. Ayırt edemiyorum kadın mı erkek mi… Ayırt
edemiyorum şu mudur, o mudur. Bu dönemde herkes olabilir.
Aha bizim Aynalı. Ama aynası fark edilmiyor. Yoksa? Otluyor çimende.
Keçiler görülmüyor. Yoksa keçileri mi kaçırdık?
Alayısa sisi sırasında ve sonrasında çise de var. Üşütmek de var bu
çisede.
Beykanam çağırır. Hasta olursun oğlum. Eve gel...
O yoksul zamanlarda hasta olmamıştım. Ama şimdi depresyondayım.
“Alayısa’da kar yağayı, İstanbul’da üşiyurum.”
Toplumun üşütmesine de az kaldı gibime geliyor. Ama ne olursa olsun
tolumun moralini yükseltmek… Yoksa halkın moralini bozmak suçundan…
Korktuğumuz için değil can-ı gönülden ve de sorumluluğu bilen bir yurttaş
olarak halkımızı moralle doyuracağız.
Ben böyle yazmazdım. Nasıl oldu da… Oturdum bilgisayarın başına. Kafam
sisli ne klavyeyi görüyorum doğru dürüst ne de yazacaklarımı. Ama çağrışımlarla
adım atabiliyor insan.
Alaysa’dan söz etmemeliydim.
Alaysa bizim yaylamız. Bakarsın göz koyarlar yaylamıza…
Gerçekten korkuyorum.
Ne zaman okuduğumu hatırlamıyorum. Bir ara Araplar bizim Uzungöl ve Haldizen
yörelerine cennet burası deyip talip olmuşlardı. Bu konu epeyce gündemde
kalmıştı.
Korkum konunun yeniden gündeme gelmesi.
***
Tövbe estağfurullah.
İnsan cümlesini hatta kelimesini de tamamlamadan son nefesini verebilir.
Yazı da öyle değil mi?
*** Üç yıldızdan, bu vakitten önce elektrikler kesilmesin mi…
Olur böyle vakalar dedim. Masamın üstündeki kitaplardan birini alıp
okumaya başladım. Ben de boş durmak yok. Rahmetli Harun Çınar arkadaşım “Durma
yorulursun.” demişti bana. Prof. İsmail hakkı Aydın da aynı şeyi söylüyor. “Boş
duran beyin yorulur. Çalışan beyin dinlenir.”
Cemal Süreyya Ödülü alan Haydar Ergülen’in Keder Gibi Ödünç adlı şiir
kitabından şiirler okudum. Okudum okudum bir yerde bu yazarım dedim. Şimdi
yazmak nasip oldu:
Bazıları ağaçtan toplar kelimelerini
Bazıları taştan çıkarır şiirini
Bazıları aşkını çölden…
ben hiçbirinden…
…
İlk üç dizedeki tespitlere diyecek yok. Ama dördüncü dizeyi sana
yakıştıramadım Ergülen. Sen de benim gibi karamsar olma şairim. Bak kitabın
kapağında da şunu yazmışsın:
Kalp bulutu değilse yağmur boşuna,
Sen yine gazelini dök mırıldanarak:
Çocukluğum, hayatımdan düşen
İlk yaprak!
Olmadı hiç olmadı. Çocukluğun hayatından hiç düşmemeli.
Bak 83’ünde olan Sabahattin hâlâ çocukluğunda yaşadığı Alayısa Yaylasına
çıkıyor.
Yoksa sen yaylalara hiç çıkmadın mı?
Çimenlerde yalınayak koşmadın mı? Çise yemedin mi? Bazen halazlar düşmedi
mi başına…
Çocukça yazıyorum değil mi?
Elektrik gelmedi.
İster istemez kalktım. Bizim şartelde sorun yok. Arkadaşlar da bilir
bizim şarteller kolay kolay atmaz.
Dış kapıdaki şartele bakayım dedim. Giyindim. Evet eşofmanla dışarı adım
atmam ben. Bi tarih çocuklara dedim ki, falancılar çıkıyor, ben çıksam olmaz
mı? Olmazmış, bana yakışmazmış. Ne olacak babasının çocukları.
Uzatmayalım. Dairenin dış kapısını açtım. Bir komşuyu gördüm. Ondan rica
ettim. O da bir sorun yok dedi. Elektrikler hâlâ yok. Çocuklarla telefonlaştık
falan filan.
Ben bu kez masamdaki sümenin altına attıklarımı gözden geçireyim, dedim. Vay
be! Derler ya halının altına süpürmek. Aynı deyip geçeyim. Bundan böyle kimseyi
eleştirmeyeyim.
Eleştirmek yok. Sadece dua etmek var.
Dua ediyorum ki bizim yaylalar kimsenin aklına gelmesin de satıştan
kurtulsun.
Allah’ım hepimize akıl fikir ver. Aklımızı çalıştırmayı nasip et.
Fikrimizi paylaşmayı kolaylaştır.
Amin!
Sabahattin Gencal, İstanbul, 13. 02. 2026
Not. Bütün mahallenin elektrikleri kesikmiş. Bir müddet sonra elektik
geldi. Ama yazmayı unuttum. Ama anlaşılmıştır sanırım. Aksi durumda bu yazıyı
tamamlayabilir miydim?
İşlerimizi tamamlayabilme umuduyla…
SG
|
"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci |
||||||
|
Sabahattin Gencal’ın Bugünkü
Etkinliklerinden Bazıları |
||||||
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
||||||