18 Şubat 2026 Çarşamba

Zamanımızı Değerlendirmek

 


        Ramazan geldi. Hoş geldi safa geldi.

Bu yatsı ilk teravi. Bu gece ilk sahur. Yarın akşam ilk iftar olacak… İlkler unutulmaz. İnşallah gönüllerin arzu ettiği biçimde bu ilkler yaşanır. İnşallah ramazan boyunca bedenler de gönüller de doyar. Kalpler güncellenir ve imanlar güçlenir. Vicdanlar temizlenerek ortaya çıkar… (Amin.)

Bugünkü yazıma bu güzel dileklerle başlıyorum. Gözlerimdeki buğu, kalbimdeki burukluk bende kalsın. Düşüncelerimi arz ediyorum:

İftarlara siyasetçilerin katılmalarına karşı mıyım? Hayır. Ancak gazetelerde çarşaf çarşaf görünmelerine, televizyonları işgal etmelerine karşıyım.  Reklamın iyisi kötüsü olmazmış. Hadi ona da bir şey demeyelim ama dini istismarın hâlâ devam etmesine ne diyelim?

Vecize bölümünde Gazali’nin bir vecizesini yayınladım. Bu arada Gazzali’nin hayatına göz gezdirdim.  Aşağıdaki satırları içim cız cız ederek okudum:

“Gazzâlî’nin esas maksadı, muhtemelen hâmisi Nizâmülmülk’ün kendisine yüklediği Eş‘arîliği güçlendirme görevinin de bir parçası olmak üzere, filozofların Ehl-i sünnet inançlarıyla bağdaşmayan yukarıdaki meselelere dair doktrinlerini çürütmekti. Fakat Gazzâlî, her ne kadar filozofları küfür ve bid‘atçılık şeklindeki dinî ithamlarla mahkûm ettiyse de yine eski kelâmcılardan farklı olarak felsefeye karşı tenkitlerini onların delilleriyle, yani mantıkta koydukları ölçülere bağlı kalarak (Tehâfütü’l-felâsife, s. 45; Miʿyârü’l-ʿilm, s. 27) felsefî zeminde yürüttü.” (Mustafa Çağrıcı, https://islamansiklopedisi.org.tr/gazzali)

İnsan hamiye muhtaç olursa Gazzali de olsa, içine sinmeyerek de olsa yanlış iş yapabiliyor. Sonradan yapılan düzeltmeler de işe yaramıyor. Asırlar boyunca serbest ve eleştirel düşünce üretememenin sebebi olarak gösterilmek ne acı. Oysa Gazzali de, Hayrettin Karaman’ın da birçok yazısında belirttiğine göre felsefeye, düşüncenin önünü açmaya karşı değildi. Bu konuda birçok yazıları var. Var ama işte saraylarda korunmanın sonucu…

Bu satırları yazmam için Ramazan’ı beklemem gerekmezdi. Her an hamilerinin ağızlarına bakan birçok yazar görünüyor…

Zaman almak pahasına bir değerli Mahalle arkadaşımın anlattıklarını kısaca yazacağım:

Arkadaşım, mahalledeki diğer hafızları görerek onlara gıpta eder ve kendisi de hafız olmak ister. Velisi onu okula yazdırmak istemektedir. Bu konu epeyce konuşulur mahallede. En sonunda arkadaşım başkasından aldığı bir fikirle veliye dokunaklı bir söz söyler. Veli kendisine yüklenen o duyguyla; Seni hafızlığa göndereceğim. Ama bana söz ver. Hafızlığı, hocalığı geçim vasıtası yapmayacaksın! Arkadaşım da söz veriyor ve hafız oluyor. Günümüzün en büyük kurra hafızlarından, kıraat hocalarından olan arkadaşım geçimini imalat işleriyle uğraşmaktan kazanmıştır. Huzur içinde midir? Huzurludur. Ama telefon konuşmalarımızda bana zaman zaman hocalardan yakınmaktadır. Benden bir yaş küçük olan arkadaşımın ikamet ettiği yer bana çok uzak değil. Ama ben dışarı çıkamıyorum. O da benden iyi olmakla birlikte pek dışarı çıkamıyor…

Tabii, çalışmakta olduğumuz zamanlarda dini istismar edenlere iyi dersler veremedik. Şimdi de bizi saymak şöyle dursun, dinlemezler ki…

Sözde kısa kesecektim. Yine uzattım. Demek ki etkisiz olmamızın nedeni kameti böyle uzatmamızdır. Kes, yeter be! Diye kısa yazmak yerine sözde ikna etmeye çalışıyoruz. Nereden bilebilirdik ki bazıları ikna olmaz. İşte püf noktası bu:

İnsanları tanıyacağız. Söz dinlemeyenler için zamanımızı harcamayacağız.

Zamanımızı değerlendirmek umuduyla.

Sabahattin Gencal, İstanbul, 18. 02. 2026

"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN