Sevgili Oğlum, Arkadaşım ve
Değerli Meslektaşım,
Önce sizin ve şahsınızda tüm öğretmenlerin “öğretmenler Gününü” kutlarım.
Daha doğrusu “öğretmenler günü vesilesiyle, sizi ve şahsınızda tüm öğretmenleri
tebrik ederim.
Bizler, Eflatun’un “Tanrı gökten
yere inseydi muhakkak öğretmenlik mesleğini seçerdi.” sözleriyle motive
edilen bir kuşağız. Doğrusunu söylemek gerekirse sizler böylesine motive
edilmediniz. Aksine prestijinizi zayıflatmaya yönelik uygulamalarla
karşılaştınız, karşılaşıyorsunuz. Günümüz toplumunun öğretmenlere verdiği
değerin derecesinin çok düşük olduğunu az çok bilen biri olarak içimden
geçenleri, kendimden örnek vererek yararlı olabilir düşüncesiyle yazıyorum:
Değerli Öğretmenim, Eflatun’un ve bazı düşünürlerin sözleriyle motive
edildiğimizi yukarıda belirtmiştim. Öğretmenliğe başlayınca gönül gücünü
artıran çok daha önemli hususları keşfettim:
En büyük öğretmen Yüce Rabbimiz ve
o’nun görevlendirdiği Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir.
Kur’an-ı Kerim’deki eğitim metotlarını, yine Hz. Muhammed (s.a.v.) eğitim
metotlarını öğrenirsek gönül gücümüz tavan yapar ve her şeye, ama her şeye
rağmen büyük bir şevkle çalışmalarımızı sürdürürüz. Bir de bu gönül gücünü bilgiyle donatırsak ki
donatmamız gerekir, o zaman öğretmen gibi öğretmen oluruz.
Bana gelince, doğrusu çok yüksek bir moralle ve hiçbir yerde görülmeyen ancak
ilköğretmen okulu ve eğitim enstitülerinde görülebilecek bir donanımla göreve
başladım.
Elimizden geldiği kadar formumuzu muhafaza ettik. Kamu yönetiminden,
hukuktan tutun da bütün alanlardan enerjimize enerji kattık.
Kendimizi bunca geliştirmemize rağmen, gelişmemizle ters orantılı olarak
prestijimiz yavaş yavaş düşmeye başladı. Meslekten ayrıldığımız noktadaki
prestişimiz bile şimdikinin çok üstündeydi tespitinden sonra birkaç anıya yer
vermek istiyorum:
Sene 1962, aylardan, yanılmıyorsam Ağustos. Muş iline ilkokul öğretmeni
olarak tayinimiz çıktı. Bizi kim karşıladı dersiniz?
Muş Milli Eğitim Müdürü (Yanılmıyorsam müdürümüz yükseköğrenimi Yüksek
Köy Enstitüsü ve Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagoji Bölümünde yapan şair ve yazar
Recep Bulut’tu) bizi karşıladı. Çok
güzel bir konuşma yaptıktan sonra görev yerlerimizi söyledi. Birçok
arkadaşımızı merkez okullarına stajer olarak verdi. Beni de, diploma notumun
yüksek olmasından olacak merkeze bağlı Ziyaret (Mığdı) Nahiyesi ilkokul müdür
vekilliğine atadı. Biyolojik yaşım 19; ama hissettiğim yaşı sormayınız.
O mevsimde okulun mevcudunu Valiliğin, müfettişlerin uğraşılarına rağmen
30’un üzerine çıkarılamadığını Milli Eğitim Müdürü bizzat söylemişti. Ama ne
hikmetse ilk haftadan itibaren mevcut 55’e (tam kapasiteye çıktı.
“Çıkardım.” demiyorum; “çıktı.” diyorum. Benden öncekiler vaktini kahvede
geçirdikleri için veliler de çocuklarını okula değil kendi işyerlerine
gönderiyorlardı. Ama ben görevimden bir saniye bile ayrı düşmeyince…
Ayrıca şunu da yaptım: Acil işi olan, sabahleyin erkenden bana geliyor,
mazeretini söylüyordu. Ben de onlara izin veriyordum. Önceleri ağa vasıtasıyla
izin alabiliyorlardı. Tabii ağaya minnet duyuluyor, minnetin ötesinde bazı
şeyler veriyorlardı.
Bu arada şunu da ekleyeyim: Okula gittiğim zaman, önceki yıldan kalan
diplomalar vardı. Gelip almıyorlardı. Sebebini öğrenmek istedim.
Sebep şu: Diplomayı almak için bir bakraç yağ veya bal vermek zorunluydu.
Köylüde yok. Ağadan almak zorunda kalıyorlar. Ağa da, tabii onları
çalıştırıyordu…
Ben ne yaptım? Çocukları topladım. “Okulu ve çevresini temizleyin
diplomalarınızı alın.” dedim.
Tertemiz oldu okul. Sadece okul mu? Velilerin ve okula gelen ve gelmeyen
tüm çocukların bana karşı duyguları da apak oluverdi…
Bu konudaki hatıralarımı düzensiz de olsa parça parça yazdım. Keşke bir
bütün olarak yazabilsem. Şu kadarını söyleyeyim:
Öğle teneffüslerinde çocuklarla oyun oynardım. Çocuklar koşa koşa
evlerine gidiyor, öğleyin yemek için bir parça ekmek alıp okula
geliveriyorlardı…
Bu arada Cumartesi ve Pazar günleri Muş’a giderdim. Çarşıda öğretmen
arkadaşları göremiyordum. Kenar yerlerdeydiler. Sebebini sordum. Meğer
yasakmış. Bu yasağı da tanımadım. Çarşıda, müfettişler dahil herkesle görüştüm.
Tabii, her an görevimin başında olmamdan güç alıyordum. Görevime başladığın
ikinci haftasıydı herhalde. Çok iyi ilişkiler kurduğum müfettiş değişti. Yeni
müfettişle görüşüyorum.
Yeni müfettişimiz, nasıl diyeyim çok fazla havalı gibi. Dinledim,
dinledim ve anladım ki yönetmeliklerden pek fazla haberi yok. En sonra dedim
ki; yönetmeliğin şu maddesine göre ilköğretim müfettişleri öğretmene rehberlik
için bir hafta okulda ders verirler. Lütfen buyurun da sizleri de görelim…
Müfettiş de çit yok.
Eğitim Enstitüsü sınavlarını kazandığım için okulumdan ayrıldım…
*
Bir de ortaokul anısı mı anlatayım?
(…)
Sabahattib Gencal, Yuvacık, 2012
_____________________________
Sabahattin Gencal, ÖĞRETMENLİK AŞKTIR, CiniusYayınları, İstanbul, 2024
"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci | ||||||
Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları | ||||||
|
|
|
|
|
|
|
| ||||||
