3 Mart 2026 Salı

Öğretmenlik Aşktır

 


 

Sevgili Oğlum, Arkadaşım ve

Değerli Meslektaşım,

Önce sizin ve şahsınızda tüm öğretmenlerin “öğretmenler Gününü” kutlarım. Daha doğrusu “öğretmenler günü vesilesiyle, sizi ve şahsınızda tüm öğretmenleri tebrik ederim.

Bizler, Eflatun’un “Tanrı gökten yere inseydi muhakkak öğretmenlik mesleğini seçerdi.” sözleriyle motive edilen bir kuşağız. Doğrusunu söylemek gerekirse sizler böylesine motive edilmediniz. Aksine prestijinizi zayıflatmaya yönelik uygulamalarla karşılaştınız, karşılaşıyorsunuz. Günümüz toplumunun öğretmenlere verdiği değerin derecesinin çok düşük olduğunu az çok bilen biri olarak içimden geçenleri, kendimden örnek vererek yararlı olabilir düşüncesiyle yazıyorum:

Değerli Öğretmenim, Eflatun’un ve bazı düşünürlerin sözleriyle motive edildiğimizi yukarıda belirtmiştim. Öğretmenliğe başlayınca gönül gücünü artıran çok daha önemli hususları keşfettim:

En büyük öğretmen Yüce Rabbimiz ve o’nun görevlendirdiği Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir.

Kur’an-ı Kerim’deki eğitim metotlarını, yine Hz. Muhammed (s.a.v.) eğitim metotlarını öğrenirsek gönül gücümüz tavan yapar ve her şeye, ama her şeye rağmen büyük bir şevkle çalışmalarımızı sürdürürüz. Bir de bu gönül gücünü bilgiyle donatırsak ki donatmamız gerekir, o zaman öğretmen gibi öğretmen oluruz.

Bana gelince, doğrusu çok yüksek bir moralle ve hiçbir yerde görülmeyen ancak ilköğretmen okulu ve eğitim enstitülerinde görülebilecek bir donanımla göreve başladım.

Elimizden geldiği kadar formumuzu muhafaza ettik. Kamu yönetiminden, hukuktan tutun da bütün alanlardan enerjimize enerji kattık.

Kendimizi bunca geliştirmemize rağmen, gelişmemizle ters orantılı olarak prestijimiz yavaş yavaş düşmeye başladı. Meslekten ayrıldığımız noktadaki prestişimiz bile şimdikinin çok üstündeydi tespitinden sonra birkaç anıya yer vermek istiyorum:

Sene 1962, aylardan, yanılmıyorsam Ağustos. Muş iline ilkokul öğretmeni olarak tayinimiz çıktı. Bizi kim karşıladı dersiniz?

Muş Milli Eğitim Müdürü (Yanılmıyorsam müdürümüz yükseköğrenimi Yüksek Köy Enstitüsü ve Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagoji Bölümünde yapan şair ve yazar Recep Bulut’tu)  bizi karşıladı. Çok güzel bir konuşma yaptıktan sonra görev yerlerimizi söyledi. Birçok arkadaşımızı merkez okullarına stajer olarak verdi. Beni de, diploma notumun yüksek olmasından olacak merkeze bağlı Ziyaret (Mığdı) Nahiyesi ilkokul müdür vekilliğine atadı. Biyolojik yaşım 19; ama hissettiğim yaşı sormayınız.

O mevsimde okulun mevcudunu Valiliğin, müfettişlerin uğraşılarına rağmen 30’un üzerine çıkarılamadığını Milli Eğitim Müdürü bizzat söylemişti. Ama ne hikmetse ilk haftadan itibaren mevcut 55’e (tam kapasiteye çıktı.

“Çıkardım.” demiyorum; “çıktı.” diyorum. Benden öncekiler vaktini kahvede geçirdikleri için veliler de çocuklarını okula değil kendi işyerlerine gönderiyorlardı. Ama ben görevimden bir saniye bile ayrı düşmeyince…

Ayrıca şunu da yaptım: Acil işi olan, sabahleyin erkenden bana geliyor, mazeretini söylüyordu. Ben de onlara izin veriyordum. Önceleri ağa vasıtasıyla izin alabiliyorlardı. Tabii ağaya minnet duyuluyor, minnetin ötesinde bazı şeyler veriyorlardı.

Bu arada şunu da ekleyeyim: Okula gittiğim zaman, önceki yıldan kalan diplomalar vardı. Gelip almıyorlardı. Sebebini öğrenmek istedim.

Sebep şu: Diplomayı almak için bir bakraç yağ veya bal vermek zorunluydu. Köylüde yok. Ağadan almak zorunda kalıyorlar. Ağa da, tabii onları çalıştırıyordu…

Ben ne yaptım? Çocukları topladım. “Okulu ve çevresini temizleyin diplomalarınızı alın.” dedim.

Tertemiz oldu okul. Sadece okul mu? Velilerin ve okula gelen ve gelmeyen tüm çocukların bana karşı duyguları da apak oluverdi…

Bu konudaki hatıralarımı düzensiz de olsa parça parça yazdım. Keşke bir bütün olarak yazabilsem. Şu kadarını söyleyeyim:

Öğle teneffüslerinde çocuklarla oyun oynardım. Çocuklar koşa koşa evlerine gidiyor, öğleyin yemek için bir parça ekmek alıp okula geliveriyorlardı…

Bu arada Cumartesi ve Pazar günleri Muş’a giderdim. Çarşıda öğretmen arkadaşları göremiyordum. Kenar yerlerdeydiler. Sebebini sordum. Meğer yasakmış. Bu yasağı da tanımadım. Çarşıda, müfettişler dahil herkesle görüştüm. Tabii, her an görevimin başında olmamdan güç alıyordum. Görevime başladığın ikinci haftasıydı herhalde. Çok iyi ilişkiler kurduğum müfettiş değişti. Yeni müfettişle görüşüyorum.

Yeni müfettişimiz, nasıl diyeyim çok fazla havalı gibi. Dinledim, dinledim ve anladım ki yönetmeliklerden pek fazla haberi yok. En sonra dedim ki; yönetmeliğin şu maddesine göre ilköğretim müfettişleri öğretmene rehberlik için bir hafta okulda ders verirler. Lütfen buyurun da sizleri de görelim… Müfettiş de çit yok.

Eğitim Enstitüsü sınavlarını kazandığım için okulumdan ayrıldım… 

*

Bir de ortaokul anısı mı anlatayım?

(…)

Sabahattib Gencal, Yuvacık, 2012

 

_____________________________

Sabahattin Gencal, ÖĞRETMENLİK AŞKTIR, CiniusYayınları, İstanbul, 2024

 

"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN

 

MEKTUBÂT-Î RABBÂNÎ