Nurullah
Ataç’ın, “Her yazı bir mektuptur.” sözünü şimdi daha iyi anlıyorum. Her yazı
bir mektupsa her "günce" haydi haydi bir mektuptur. Tabii okuyana.
Güncelerde
kendimizi anlatmıyor muyduk? Tamam işte. Önce, Nasılsın, iyi misin... diye başlarsın
sonra da “Benden sual edersen” der ve yazarsın da yazarsın.
Bugünü
de gördük ya şükürler olsun.
Üstelik
yazabiliyoruz. Arkadaşlarım bunu ölçü
alıyor: Hocam yazmış demek ki iyidir, diyorlar. Sağ olsunlar.
Eskiden
günce yazanlar rahattı, serbestti. İstediği gibi ve istediği kadar yazarlardı.
Gerçi biz de paylaşmamış olsaydık daha rahat yazardık. Ama mademki
paylaşıyoruz. Okuyucunun rahatını bozmamak görevimiz. Başka bir görevimiz daha
var. Zamanını harcayan okuyucuya en azından kalıcı bir cümle yazabilmektir.
Hocadan aldığım mektupta şöyle yazıyor, diyebilmeli okuyucu.
Bu
mektup çağrışımı mektup zarfı getirdi aklıma. Görsel olarak yakışır. Hep kendi
yaşlılık fotoğraflarını kullanmam biraz ters oluyor. Öyle ya yaşlı fotoğraf,
genç fikir. Uzatmayalım: Ücretsiz fotoğraflar deposuna gittim.
Binlerce
zarf resmi arasında birini seçiyorum, o sponsorlu diyor. Peki devam ediyorum
birini daha seçiyorum, yok o da sponsorlu. Sponsorlu ne demekse… Birkaç zarf
resmi seçtim.
Bu
kez bilgisayarımdaki bir programla arkasına gönderen Sabahattin Gencal… yazdım.
Tam "kaydet" dediğimm. "Yazı ekledin (ismini unuttum şey) yükselt", dedi. Yani iş yine
paraya dayanıyor. Onları da kınıyor değilim ama kuruş çıkmaz…
Böyle
uğraşınca zamanı yedim. Yedim de nereden geldi aklıma. Yemek saatim yaklaştı da
ondan mı? Biz her şeyi yiyoruz. Öğrencilerimizi, genç değerlerimizi ve de
zamanımızı. Bu arada “Yedirmeyiz!” diyenler de var. Allah’ım (cc) aklıma
mukayyet ol. Bir kere de öğrencilerimizi harcatmayız, deyin veya son senelerde
kazaya uğrayan veya kim vurduya gidenler için geri planlarda ne olup bittiğini
öğrenmek isteyin… Siyasete mi girmiş oluyoruz?
Kim
demişti bilmiyorum. Bir nehre mi girmek istiyorsunuz. İki ayağınızı birden
sokmayınız. Ne olur ne olmaz. Önce birini, sonra tehlike yoksa diğerini. İşte
ben de siyasi konulara önce sağ ayağımla giriyorum. Ama sakınca gördüğüm için
sol ayağımla girmek nasip olmadı.
İşe
bak sen. Ayak metaforu yapmak aklımın ucundan bile geçmemişken okkalı bir metafor oldu. Tevekkelli bazı
arkadaşlar beni solcu olarak... Oysa ben sağı da solu da, seni de onu da
kucaklamak isteyen; “İyi yurttaş, iyi insan” yetiştirmek isteyen bir aciz
emekli öğretmenim.
Aslında
bugün günlük etkinliklerimden söz edecektim. Ama olmadı. Bildiğiniz gibi
olmayınca… Ha merak edenlere sol baştaki arşivimiz açıktır.
Açık
olmak… şeffaflık iyidir, değil mi? Bu arada asistanın AI bir hediye paketi gibi
dipnot hazırladı. Okunmaya değer.
Keşke
her yazımız okunmaya değer olsaydı.
Tekrar
selam eder, iyi olmanızı Allah’tan (cc) dilerim.
Sabahattin
Gencal, İstanbul, 02. 04. 2026
_______________________
AI Bakışı
Şeffaflık (saydamlık), kurumların, yönetimlerin
veya bireylerin eylemlerini, kararlarını ve işleyiş mekanizmalarını açık,
dürüst ve hesap verebilir bir şekilde toplumun bilgisine sunmasıdır. Hile ve
yolsuzluğu engelleyen, güveni artıran, denetlenebilirliği sağlayan demokratik ve
etik bir ilkedir.
TechTarget +3
Şeffaflığın Temel Özellikleri:
·
Hesap Verebilirlik: Alınan kararların
gerekçelerinin açıklanabilir olması.
·
Erişilebilirlik: Bilgi ve belgelerin herkes
tarafından kolayca ulaşılabilir olması.
·
Açıklık ve Dürüstlük: İş veya yönetim süreçlerinde
gizli ajandaların olmaması.
:
Kamu veya bireylerin, kurumsal işleyişi kontrol
edebilmesi.
TechTarget +4
Kullanım Alanları:
1.
Devlet ve Kamu Yönetimi: Vatandaşların devlet
işleyişine nüfuz edebilmesi ve hukuk devletinin korunması.
2.
Ekonomi ve Piyasa: Piyasa verilerinin ve şirket
bilgilerinin şeffaf olması, hileli eylemlerin engellenmesi.
3.
Kişisel Verilerin Korunması: Veri sahibinin verilerinin
nasıl işlendiğini görebilmesi.
Jurix +3
Şeffaflık, güveni inşa eden ve şaibeyi yok eden temel
bir unsurdur.
