11 Nisan 2026 Cumartesi

Ruh Tüneli

 


       (…)

Psikolojiyle ilgilenenlerin eserlerini okuduysanız bilinçaltına sık sık seyahat yapmışsınızdır. Ben bilinçaltına seyahat yapmaktan, yaptırmadan öte Ruh Tüneline girmeye çalıştım.

Allah, Kuran-ı Kerim’de ruh hakkında az bilgi verdiğini buyuruyor. Ben bu az bilginin peşine düştüm. Düşe kalka koştum, yürüdüm; ama bilgi edinemedim. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, bir hadisten yola çıkarak kalpteki bir karartıdan söz ediyor. Tabii, bunu açıklayacak durumda olmadığımı biliyorum. Ben bu karartıyı her insanda bir karakutu olduğuna yordum ilkin. Daha sonra evrendeki karadelikler aklıma geldi, hani bunca büyük yıldızları bir anda yutan karadelikler... Ayrıca bu karartı bir tünelin girişimi diye de düşündüm.

İnsan ömrü sonsuzdur. Sonsuz sayısının yanında dünyada geçen senelerin lafı bile olmaz; değil 100 sene 200 sene de yaşasa insanoğlu sanki bir “an” kadar yaşamış olmaz mı? Tasavvuf bu “an” konusunu da çokça ele alıyor.

İşte görüyorsunuz, psikolojiden, metafizikten, tasavvufa geçtik. Böyle dalgalanmayla, daldan dala atlamayla bir yere varılamaz tabii. Onun için durulmak lazım. Yaygın deyişi hatırlamışsınızdır. Dalgalandım da duruldum; koştum ardından yoruldum...

Unutmadan bir uyarı yapayım. Bu ruh tüneli benzetmem benim benzetmem. Evliyalar, enbiyalar bu tünelden geçebilirler; çünkü onların özel fenerleri vardır. Belki de oksijen depoları. Benim ne fenerim var, ne de... Kısaca hiç bir şeyim yok. Vardıysa bile şimdi yok. Seller senesinden sonra...

?

“Ruh tüneli” dedim ve durdum. Daha doğrusu bir soru (?) işareti koydum. Epey zamandır soru işareti olan yere ne yazayım ne yazayım diye düşünüyorum. Düşündüklerimi, anında yazamadığım için unutuveriyorum. Tekrar düşünüyorum... Tevekkelli dememişler ki “Klozetin yanında bile kalem kâğıdınız olsun.” Demek ki başkaları bu konularda hassas, tedbirli biz ise...

Neyse iyi ki yazamamışım yoksa kafanız karışacaktı. Zaten karıştı karışacağı kadar demeyiniz, beterin beteri var. Allah beterinden saklasın diyerek bir iki kelâmla bu faslı kapatalım.
 Ruh Tüneli kavramını ilk kez kullandım. Nerden aklıma estiyse.

Zamanında çok tasavvuf eserleri okumuşluğum var. Nefis terbiyesi, ölmeden önce ölmek, Allah’ta yok olmak. vb. altından kalkamadığım birçok terimlerle karşılaştım. Nasıl diyeyim Himalaya Dağlarını, Everest Tepelerini düşünün... fâni olmak için bu engebeleri, tepeleri aşacaksınız, çile bülbülüm çile... Ömür yetmez varmaya menzile...Bu dağlara tünel açabilir misiniz? Bizimkisi de akıl işte... Zaman tüneli benzetmesi çok kullanılıyor, siz bu tünele bakın ruh tünelini ben unuttum siz de unutun...

Zamanında ruh üzerine yayınları da çokça takip etmişim. Bu konudaki kavramları, terimleri, mesajları, konuları unuttum gitti. (Keşke kalıntıları da tozları da silebilseydim.) Ruh üzerine bir şey söyleyemeyeceğim. Ama bana bir haller oluyordu. Bastıramadığım Kendimizi Görme Denemesi adlı eserimizde bu hallerden birkaçını yazdım galiba. Kısaca burada da değinelim:

(…)

__________________________ 

SabahattinGencal, Dünya Labirentinde BEN / BİZ, Cinius Yayınları, İstanbul, 2018