(…)
Psikolojiyle
ilgilenenlerin eserlerini okuduysanız bilinçaltına sık sık seyahat
yapmışsınızdır. Ben bilinçaltına seyahat yapmaktan, yaptırmadan öte Ruh
Tüneline girmeye çalıştım.
Allah,
Kuran-ı Kerim’de ruh hakkında az bilgi verdiğini buyuruyor. Ben bu az bilginin
peşine düştüm. Düşe kalka koştum, yürüdüm; ama bilgi edinemedim. Erzurumlu
İbrahim Hakkı Hazretleri, bir hadisten yola çıkarak kalpteki bir karartıdan söz
ediyor. Tabii, bunu açıklayacak durumda olmadığımı biliyorum. Ben bu karartıyı
her insanda bir karakutu olduğuna yordum ilkin. Daha sonra evrendeki
karadelikler aklıma geldi, hani bunca büyük yıldızları bir anda yutan
karadelikler... Ayrıca bu karartı bir tünelin girişimi diye de düşündüm.
İnsan
ömrü sonsuzdur. Sonsuz sayısının yanında dünyada geçen senelerin lafı bile
olmaz; değil 100 sene 200 sene de yaşasa insanoğlu sanki bir “an” kadar yaşamış olmaz mı? Tasavvuf bu
“an” konusunu da çokça ele alıyor.
İşte
görüyorsunuz, psikolojiden, metafizikten, tasavvufa geçtik. Böyle
dalgalanmayla, daldan dala atlamayla bir yere varılamaz tabii. Onun için
durulmak lazım. Yaygın deyişi hatırlamışsınızdır. Dalgalandım da duruldum;
koştum ardından yoruldum...
Unutmadan
bir uyarı yapayım. Bu ruh tüneli benzetmem benim benzetmem. Evliyalar, enbiyalar
bu tünelden geçebilirler; çünkü onların özel fenerleri vardır. Belki de oksijen
depoları. Benim ne fenerim var, ne de... Kısaca hiç bir şeyim yok. Vardıysa
bile şimdi yok. Seller senesinden sonra...
?
“Ruh
tüneli” dedim ve durdum. Daha doğrusu bir soru (?) işareti koydum. Epey
zamandır soru işareti olan yere ne yazayım ne yazayım diye düşünüyorum.
Düşündüklerimi, anında yazamadığım için unutuveriyorum. Tekrar düşünüyorum...
Tevekkelli dememişler ki “Klozetin yanında bile kalem kâğıdınız olsun.” Demek
ki başkaları bu konularda hassas, tedbirli biz ise...
Neyse
iyi ki yazamamışım yoksa kafanız karışacaktı. Zaten karıştı karışacağı kadar
demeyiniz, beterin beteri var. Allah beterinden saklasın diyerek bir iki
kelâmla bu faslı kapatalım.
Ruh Tüneli kavramını ilk kez kullandım.
Nerden aklıma estiyse.
Zamanında
çok tasavvuf eserleri okumuşluğum var. Nefis terbiyesi, ölmeden önce ölmek,
Allah’ta yok olmak. vb. altından kalkamadığım birçok terimlerle karşılaştım.
Nasıl diyeyim Himalaya Dağlarını, Everest Tepelerini düşünün... fâni olmak için
bu engebeleri, tepeleri aşacaksınız, çile bülbülüm çile... Ömür yetmez varmaya
menzile...Bu dağlara tünel açabilir misiniz? Bizimkisi de akıl işte... Zaman
tüneli benzetmesi çok kullanılıyor, siz bu tünele bakın ruh tünelini ben
unuttum siz de unutun...
Zamanında
ruh üzerine yayınları da çokça takip etmişim. Bu konudaki kavramları,
terimleri, mesajları, konuları unuttum gitti. (Keşke kalıntıları da tozları da
silebilseydim.) Ruh üzerine bir şey söyleyemeyeceğim. Ama bana bir haller
oluyordu. Bastıramadığım Kendimizi Görme Denemesi adlı eserimizde bu hallerden
birkaçını yazdım galiba. Kısaca burada da değinelim:
(…)
__________________________
SabahattinGencal, Dünya Labirentinde BEN / BİZ, Cinius Yayınları, İstanbul, 2018
