Günceler genellikle günün sonunda veya günün sonlarına doğru yazılır. Ben de genellikle sona doğru yazarım ama bugün günün başlarında yazmaya başladım.
Bir
dakika, başlarında mı dedim? Ne başı saat 11.26.
Gün
gece yarısı başlıyor. Buna da şaşırıyorum. Ben genellikle güneşle birlikte
başlamayı yeğliyorum da…
Bir
dakika, güneş görülmüyor sanki… Sen öyle san Sabahattin.
Ne
güneşler vardı bu dünyada.
Ahaa,
başka bir konuya geçti. Bir değerli arkadaşımın dikkatini çekti bu geçişler…
Efendim,
Sabahattin daldan dala atlıyor. Doğrudur bu ama ağaçtan ağaca atlamıyor.
Bir
ağaç düşünelim. O kalın gövdesi ana fikirse dalları da yardımcı fikirlerdir.
İşte bunun gibi her metnin ana fikri ve yardımcı fikirleri vardır. Bazı
metinlerde ana fikir yardımcı fikirlerin değerlendirmesi sonucu çıkar. Nasıl bir
örnek versem? Hah buldum, fındık dalları gibi.
Yine
gittik doğduğum yöreye. Fındığımızı dünya pazarlarında gereği gibi
değerlendiremedik.
Söylediği
şeye bak. Fındığımızı değerlendiremedik. Neyi değerlendirdik ki biz? Fındık
yöresinden örnek vereyim. Trabzon’un Çarşıbaşı kasabasında yetişen bunca kişiyi
değerlendirebildik mi? Örneğin rahmetli Recep Yazıcı’yı…
Bugün
sosyal medyada rastladım Prof. Dr. İlber Ortaylı’ya. Recep Yazıcı’yı
anlatıyordu. Ortaylı benden 4 yaş kadar küçüktür ama ben onu daima büyük olarak
kabul ettim. Çünkü o benim TODAİE’de hocamdı. Ellerinden öperim. Yazıcı’yı
anlatırken eğitim politikası üzerinde duruyor:
Evet,
kapanan köy okulları. Bu kapatmanın kasıtlı olup olmadığını bilmiyorum.
Bilindiği üzere dünyada örnek olan Köy Enstitülerimiz kapatıldı. Bu
enstitülerin mirası üzerinde kurulan ilköğretmen okulları kapatıldı. (Yani
Benim yetiştiğim okul kapatılmış oldu) daha sonra Yüksek Öğretmen Okulları ve
eğitim Enstitüleri (Yani yine benim yetiştiğim okul) kapatıldı. Yani suyu
baştan kestiler.
Ek
olarak söyleyeyim. Benim mezun olduğum ilkokulu da kapattılar. Niçin? Yeteri
kadar öğrenci yok. Taşımalı öğretime geçtiler. Evet köylülerimizin çoğu kışın
Marmara bölgesindedir. Ancak çay toplamak için yazın köye giderler. Tatil için
gidenler de oluyor. Şunu da belirteyim. Köyümüzde üç cami var. Yanlış olmasın
iki veya üç kadrolu imam var. Yanlış anlaşılmasın imamlara karşı değilim ama bir
de öğretmen olsa kıyamet mi kopardı?
Okullarımı
kapatanlar ağzımı da kapatmaya kalkmazlar inşallah. Ya, ne yazıyorum ben.
Ağzımı açmadan iç konuşmayla yazıyorum bunları.
Aslında başka bir şey yazacaktım.
Ne
yazacaktın Sabahattin?
Yine
sosyal medyada, Ortaylı ile karşılaşmadan az önce Mihail Zoşçenko ile ilgili
bir yazı okudum. Daha önce bu yazının başka bir versiyonunu okumuş ve bir
yazımda “O palyoço benim.” demiştim.
Zoşçenko’nun
peşinden gittim. Neden mi? Çünkü o ünlü bir mizah yazarıymış. Benim de mizahı
yazılara ihtiyacım var ya… Bayağı eseri var. Seslendirilen öyküler de var… Ama
önceliği değerli hocama verdim. Bu Rus yazarı da medyadan bölümüne aldım. Yolda
bıraksam olmazdı.
Zoşçenko’yu
okuyunuz tavsiyesi yapmıyorum. Günümüzde, onun anlattıkları mizah sayılmaz ki…
Hangi konuyu ele alırsak kara mizahla karşılıyoruz.
Son
olarak şunu yazayım: Eğitimle mizah yapılmaz. Bu iş şakaya gelmez.
Bir
an önce bir an önce…
Sabahattin
Gencal, İstanbul, 10. 02. 2026
|
"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci |
||||||
|
Sabahattin Gencal’ın Bugünkü
Etkinliklerinden Bazıları |
||||||
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
||||||
