Rahmetli
Demirel “Meseleleri mesele yapmazsanız mesele kalmaz. Binaenaleyh…” derdi. Ben
de yazılarımda günlük meseleleri mesele yapmıyorum. İnşallah mesele kalmaz. Ama
gel gör ki mesele olmayanları mesele yapıyorum. Hem de olmadık yerde ve olmadık
zamanda. İşte bir örnek:
Hiç
düşünmemiştim. Bugünkü akşamın bugünkü geceden, hem de saatler sonra geldiğini.
Yine bugünkü akşamdan sonra yarınki gecenin geleceğini. İyice anlatamıyorum bu
meseleyi. Başka bir örnek vermeliyim:
Diyelim
ki bugün Salı. Saat 11.21. Bir arkadaş arkadaşına “Bu gece benden telefon bekle.”
diyor. Bu cümle dilbilgisi bakımından doğru ama… Günün gecesi çok geçti. Bor’un
pazarı geçmesi gibi. Başka cümle: Bu kez diğer dediğimiz arkadaş arkadaşına “Bu
gece seni rüyamda gördüm.” diyor. Doğru söylüyor ama arkadaşı, “Daha gece
olmadı ki…” diye düşünebilir mi?
Daha
bilmediğimiz ne ince meseleler var…
*
31
Mart 2026 Salı sabahı yukarıdaki düşüncelerle başladım günceye.
Bu
gece yarısı kalktım ve bilgisayarın başına oturdum, diye yazacaktım. Sonra
düşündüm “Bu gece” deyince?
“Saat
01.30’da kalktım.” diye yazsam mesele kalmazdı.
Takvim
azizliği bu. İster istemez alışacağız. Önce geceyi yaşayacağız. Sonra gündüzü
tabii sonra da akşamı.
*
Bu
gece oldukça verimli geçti.
Uyku
düzenim bozuldu biraz. Mesele yapmak gerekmez dedim. İnternet’i, hoparlörünü
sıfırlayarak açtım.
Sahabilerden
Ebu Zer ile ilgili yazılar okudum. Onun, tanımadığı birine, hayatı pahasına
kefil olduğunu öğrendim.
Bu
arada ortaokul Türkçe kitaplarının birinde “Kefil” adlı bir yazı aklıma geldi.
Batılı olan yazarının ismi bir türlü aklıma gelmedi. İhtimal bu yazının
konusunu Ebu Zerle ilgili rivayetten almıştır, dedim kendi kendime. Batılılar
hep yapmıştır bunu. Aldıkları kaynakları göstermemişlerdir. Tabii istisnalar
hariç.
Aklıma
getiremediğim yazarı öğrenebilmek için ne yapmalıydım?
Dur,
Geogle’a bir sorayım dedim. Dedim ama nasıl soracaktım?
“Okul
kitaplarında Kefil başlığı ile yer alan meşhur metin kimindir?” mealinde bir
cümleyle sordum. İstediğim cevabı alamadım ama öyle online kitaplar aldım ki?
Online kitap siteleri çok var. Biliyorum. Ama onlardan alamadığım kitaplar
geldi. 24 kitap indirdim. Yorulunca bıraktım.
Çok
kitap alan, aldığım kitaplardan daha çok kitap okuyan biriyimdir. Gençliğimde
parasızlıktan kitap alamadığımdan mıdır bu. Bilemiyorum. Bildiğim bir şey varsa
bu da ayrı bir hastalık.
Neyse,
hastalıklı olmayan alıntılar yapalım birkaç kitaptan:
“Bir
mısraı bir millete şeref vermeye yeter, diye bir söz vardır. Nurettin
Topçu, Türk milleti için bu çerçevede değerlendirilebilecek çok özel bir
isimdir ve bunun en önde gelenlerindendir. Eğer övünecek başka bir isim
olmasaydı tek başına da yetebilirdi.”(Abdurrahman Şen,40 Yıl Sonra Nurettin
Topçu Nurettin Topçu Bugün Bize Ne Söyler?)
*
(Prof. Dr. Mümtaz Soysal’a Armağan; Mülkiyeliler
Birliği Vakfı yayınları: 32, Ankara, 2009) kitaba göz gezdirdim. Anladım ki
Soysal’ı pek az tanıyormuşum. Örneğin aldığı ödülleri hatırlamıyordum:
“1977 yılında Nobel Barış Ödülü'nü kazanan
Uluslararası Af Örgütü'nün yönetim kurulu üyesi ve başkan yardımcısı olarak,
ödül töreninde örgüt adına Oslo'da konuşmayı yapan ilk Türk isimdir. Af
Örgütü'nün Nobel Komitesi'nin takdiriyle ödüllendirildiği bu törende, Soysal
kurumun vizyonunu temsil etmiştir.”
Prof. Dr. Mümtaz Soysal, insan hakları konusundaki
çalışmaları ve hukuk alanındaki katkıları nedeniyle 1979 yılında UNESCO
Uluslararası İnsan Hakları Eğitimi Ödülü'nü kazanmıştır. Bu prestijli ödülü
alan ilk kişi olan Soysal, Türkiye'nin saygın anayasa hukukçularından biri
olarak tanınmaktadır.
*
Ahlâkla Bütünleşmiş Olması
İslâm
hukukçularına göre ise kesin hatlarıyla ahlâk-hukuk ayırımından bahsetmemiz
mümkün değildir. Aksine fıkıh ile ahlâk bütünleşik bir yapı arz ederler.
Nitekim menfaatler çatışmasını devlet yaptırımıyla cebren çözen hukukun, asgarî
ahlâk olduğu, ahlâka dayandığı bilinen bir gerçektir.
Hz.
Ali’nin (r.a.) “İyi ahlâk üç özellikte somutlaşır: Haramlardan kaçınmak,
helali aramak ve aileye cömert olmak” sözüyle, Abdullah b. Zübeyr’in (r.a.)
“Allah, ancak insanların ahlâkı hakkında vahiy indirmiştir” tespitinde
bu gerçekliğin ipuçlarını bulmak mümkündür. (Prof. Dr. Ahmet Yaman - Prof. Dr.
Halit Çalış, İslam Hukukuna Giriş, M.Ü. İlâhiyat Fakültesi Vakfı YayınlarI No:
270, İstanbul, 201)
*
İnce
meselelerle kafamız karma karışıkken yukarıdaki alıntılara kısa günün kârı diyebiliriz
her halde. Ben zaman kalırsa diğer kitaplara göz gezdireceğim. Artık okuyucular
da bu yazılar üzerinde düşünür inşallah.
Sabahattin
Gencal, İstanbul, 31. 03. 2026