31 Mart 2026 Salı

Düşünebilmek Meselesi

  

 



Rahmetli Demirel “Meseleleri mesele yapmazsanız mesele kalmaz. Binaenaleyh…” derdi. Ben de yazılarımda günlük meseleleri mesele yapmıyorum. İnşallah mesele kalmaz. Ama gel gör ki mesele olmayanları mesele yapıyorum. Hem de olmadık yerde ve olmadık zamanda. İşte bir örnek:

Hiç düşünmemiştim. Bugünkü akşamın bugünkü geceden, hem de saatler sonra geldiğini. Yine bugünkü akşamdan sonra yarınki gecenin geleceğini. İyice anlatamıyorum bu meseleyi. Başka bir örnek vermeliyim:

Diyelim ki bugün Salı. Saat 11.21. Bir arkadaş arkadaşına “Bu gece benden telefon bekle.” diyor. Bu cümle dilbilgisi bakımından doğru ama… Günün gecesi çok geçti. Bor’un pazarı geçmesi gibi. Başka cümle: Bu kez diğer dediğimiz arkadaş arkadaşına “Bu gece seni rüyamda gördüm.” diyor. Doğru söylüyor ama arkadaşı, “Daha gece olmadı ki…” diye düşünebilir mi?

Daha bilmediğimiz ne ince meseleler var…

*

31 Mart 2026 Salı sabahı yukarıdaki düşüncelerle başladım günceye.

Bu gece yarısı kalktım ve bilgisayarın başına oturdum, diye yazacaktım. Sonra düşündüm “Bu gece” deyince?

“Saat 01.30’da kalktım.” diye yazsam mesele kalmazdı.

Takvim azizliği bu. İster istemez alışacağız. Önce geceyi yaşayacağız. Sonra gündüzü tabii sonra da akşamı.

*

Bu gece oldukça verimli geçti.

Uyku düzenim bozuldu biraz. Mesele yapmak gerekmez dedim. İnternet’i, hoparlörünü sıfırlayarak açtım.

Sahabilerden Ebu Zer ile ilgili yazılar okudum. Onun, tanımadığı birine, hayatı pahasına kefil olduğunu öğrendim.

Bu arada ortaokul Türkçe kitaplarının birinde “Kefil” adlı bir yazı aklıma geldi. Batılı olan yazarının ismi bir türlü aklıma gelmedi. İhtimal bu yazının konusunu Ebu Zerle ilgili rivayetten almıştır, dedim kendi kendime. Batılılar hep yapmıştır bunu. Aldıkları kaynakları göstermemişlerdir. Tabii istisnalar hariç.

Aklıma getiremediğim yazarı öğrenebilmek için ne yapmalıydım?

Dur, Geogle’a bir sorayım dedim. Dedim ama nasıl soracaktım?

“Okul kitaplarında Kefil başlığı ile yer alan meşhur metin kimindir?” mealinde bir cümleyle sordum. İstediğim cevabı alamadım ama öyle online kitaplar aldım ki? Online kitap siteleri çok var. Biliyorum. Ama onlardan alamadığım kitaplar geldi. 24 kitap indirdim. Yorulunca bıraktım.

Çok kitap alan, aldığım kitaplardan daha çok kitap okuyan biriyimdir. Gençliğimde parasızlıktan kitap alamadığımdan mıdır bu. Bilemiyorum. Bildiğim bir şey varsa bu da ayrı bir hastalık.

Neyse, hastalıklı olmayan alıntılar yapalım birkaç kitaptan:

Bir mısraı bir millete şeref vermeye yeter, diye bir söz vardır. Nurettin Topçu, Türk milleti için bu çerçevede değerlendirilebilecek çok özel bir isimdir ve bunun en önde gelenlerindendir. Eğer övünecek başka bir isim olmasaydı tek başına da yetebilirdi.”(Abdurrahman Şen,40 Yıl Sonra Nurettin Topçu Nurettin Topçu Bugün Bize Ne Söyler?)

 *

(Prof. Dr. Mümtaz Soysal’a Armağan; Mülkiyeliler Birliği Vakfı yayınları: 32, Ankara, 2009) kitaba göz gezdirdim. Anladım ki Soysal’ı pek az tanıyormuşum. Örneğin aldığı ödülleri hatırlamıyordum:

“1977 yılında Nobel Barış Ödülü'nü kazanan Uluslararası Af Örgütü'nün yönetim kurulu üyesi ve başkan yardımcısı olarak, ödül töreninde örgüt adına Oslo'da konuşmayı yapan ilk Türk isimdir. Af Örgütü'nün Nobel Komitesi'nin takdiriyle ödüllendirildiği bu törende, Soysal kurumun vizyonunu temsil etmiştir.”

 

Prof. Dr. Mümtaz Soysal, insan hakları konusundaki çalışmaları ve hukuk alanındaki katkıları nedeniyle 1979 yılında UNESCO Uluslararası İnsan Hakları Eğitimi Ödülü'nü kazanmıştır. Bu prestijli ödülü alan ilk kişi olan Soysal, Türkiye'nin saygın anayasa hukukçularından biri olarak tanınmaktadır.

 

*

 Ahlâkla Bütünleşmiş Olması

İslâm hukukçularına göre ise kesin hatlarıyla ahlâk-hukuk ayırımından bahsetmemiz mümkün değildir. Aksine fıkıh ile ahlâk bütünleşik bir yapı arz ederler. Nitekim menfaatler çatışmasını devlet yaptırımıyla cebren çözen hukukun, asgarî ahlâk olduğu, ahlâka dayandığı bilinen bir gerçektir.

Hz. Ali’nin (r.a.) “İyi ahlâk üç özellikte somutlaşır: Haramlardan kaçınmak, helali aramak ve aileye cömert olmak” sözüyle, Abdullah b. Zübeyr’in (r.a.) “Allah, ancak insanların ahlâkı hakkında vahiy indirmiştir” tespitinde bu gerçekliğin ipuçlarını bulmak mümkündür. (Prof. Dr. Ahmet Yaman - Prof. Dr. Halit Çalış, İslam Hukukuna Giriş, M.Ü. İlâhiyat Fakültesi Vakfı YayınlarI No: 270, İstanbul, 201)

*

İnce meselelerle kafamız karma karışıkken yukarıdaki alıntılara kısa günün kârı diyebiliriz her halde. Ben zaman kalırsa diğer kitaplara göz gezdireceğim. Artık okuyucular da bu yazılar üzerinde düşünür inşallah.

Sabahattin Gencal, İstanbul, 31. 03. 2026