Allah’a (cc) şükürler olsun ki yazabiliyoruz.
Yazabilmek güzel ama…
Bir gün bu konuyu, bir gün şu konuyu… Ayrıca bir gün
kendime hitap ediyorum, bir gün okuyucuya, başka bir gün üçüncü şahsa. Olur mu
böyle şey? Halbuki arıya benzetmiştik kendimizi, tabii bir zamanlar.
Arıdan hareketle soralım kendimize bir kovanda farklı
bal olur mu?
Kendimize mi dedim? Gogle’a demek istedim. Sordum da…
Cevap: “Evet, bir kovanda farklı bal çeşitleri üretilebilir. Arılar, balı nektar topladıkları çiçek türlerine
göre farklı aroma, renk ve özelliklerde (çiçek balı, çam balı vb.) üretirler. Farklı
dönemlerde farklı çiçeklerin açması sonucu, arılar kovanın farklı kısımlarına
veya farklı zamanlarda değişik türde ballar depolayabilirler.”
(…)
“Özetle, balın çeşidi tamamen arıların o bölgede
bulduğu nektar kaynaklarına bağlıdır ve bir kovan zaman içinde veya konumu
gereği farklı ballar üretebilir.”
Tamam, bu duruma göre farklı yazılar yazabiliyormuşuz.
Peki, bir yazıda farklı konular? Onu da sorduk.
Cevap: “Evet, kovana konan bir petekte farklı bal türleri
bulunabilir. Arılar, doğadan topladıkları nektarın kaynağına (çiçek türüne) göre aynı
peteğin farklı bölümlerine farklı aromalı ballar depolayabilir veya zamanla
farklı çiçeklerden bal getirerek tek bir petek içinde aroma çeşitliliği
oluşturabilirler.”
Baldan söz açılmışken yazmaya devam:
“Doğallık: Petekli ballar, arının kendi
ördüğü doğal mumdan veya suni temel petekten üretilebilir. Karakovan balları,
dışarıdan hiçbir katkı (şeker, temel petek) içermediği için en saf ve doğal
yapıdadır.”
Dün Ahmet Gencal ile karakovan ve fenni kovan ballarını
tartıştık. Tabii yazarları ve ürettiklerini demek istiyoruz. Sonuçta ikimiz de
karakovan balı ürettiğimizi tespit ettik. Başka türlüsü düşünülemez ki…
Bizim kovana mumdan yapılan petek konuyor mu,
konmuyor. Peki, bize şeker veriliyor mu? Verilmiyor. Bizim kovanları mevsim
mevsim taşıyorlar mı?..
Uzatmayalım karakovanız vesselâm. Bizim ürettiğimiz bal
da peteği de afiyetle yenebilir. Ama gel gör ki…
Nasıl? Kendimizi savunmamız nasıl oldu?
İnsan oğlu böyledir işte. “Hiç kimse, benim ayranım
ekşidir.” demez. Yoksa der mi? Doğal yoğurtlar, buz dolabında da olsa bir
müddet sonra ekşir ama doğal olmayanlar…
Bazı kodamanlar, bizim gibi amatörlere, “Kendinizi
kabul ettirmeye çalışmayın, kendinizi savunmayın. Okuyucu tam aksini
anlayabilir. Bırakın kendinizi başkaları tanıtsın. Ağırdan alın, biraz da havalı
olun. Hatta kapalı olun.
Bu söylenenlerin gerçek payları var. Birkaç yabancı
sözcük kullandın mı, okuyucunun kafasını karıştırdın mı? İşlem tamam…
Bugün de böyle oldu. Dikkat ettiniz mi siyasetin
gölgesi olmayan yazılar sanki yavan oluyor gibi.
Böyle böyle alışırız inşallah.
Sabahattin Gencal, İstanbul, 05. 04. 2026
