Yazmak iyidir; özellikle yaşlılar için daha iyidir.
Yazmanın
birçok olumlu etkileri vardır. Bu olumlu etkilerden biri de terapi etkisidir.
Yazmanın
terapi etkilerini say sayabildiğin kadar. Bunlardan biri de insanın yönünü
yarına çevirmesidir. Örneğin ben 20 yaşında Eğitim Enstitüsü öğrencisiyken,
emekli olduğum zaman şu yörede şöyle bir ev yapacağım ve… diye hayal ederdim.
Ama şimdi? Hayallerim bitti gibi. “İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar.” sözünü de
bildiğimize göre… Allah’ın izniyle yaşamak gerek. Geçmişe takılıp kalmak
yaşamak mıdır? O da ayrı bir konu…
Yazmak
güzel dedik, her gün yazmak daha güzel…
Ben
klavyenin başına geçince ne yazacağımı doğru dürüst bilmem genellikle. “Sus sus
öğrencilerin duymasın.”
Dün
akşam, “Yarın ne yazayım?” dedim içimden. Aaa içimde bir değişiklik oldu ki sormayın.
Yukarıda da belirttiğimiz üzere yarına döndük. Sağa sola, hele de geriye dönük
yazmanın yazana yararı olur belki ama okuyana… Okuyucu murat ederse her yazıdan
payını alır, dememek gerek. Okuyucuya harcadığı zamanın hakkını peşin peşin
vermek gerek. Fazlası da okuyucunun şahsi gayretinin mükâfatı olur.
Okuyuculara
ne vereyim, diye düşündüm. Bir türlü karar veremedim. Televizyonlu odaya geçeyim
dedim. Televizyonu herkes izliyor. Buradan bir şey çıkmaz, derken bir
beyefendinin koşuşması dikkatimi çeker oldu: Tabii mealen yazacağım. Aynen
yazabilmek bu yaşta mümkün mü?
Efendim
halkımız kendi kendine derki: ekonomik olarak çok sıkıntı çekiyoruz. Adaletimiz
de adalet değil… Ama çevremiz ateş çemberi. Bizi savaşa sokmadı. Sonra ana
muhalefet daha kendisini yönetemiyor… Durumumuzu düzeltse düzeltse yine bu
düzeltir…” Adamın beden diline baktım. Jest ve mimiklerine baktım. Bunları
ciddi ciddi söylüyor gibi. Adam kendi aklıyla bunları söylediyse saygı duyarım.
Kendi aklını kullananlara hiç kızmam. Sonra düşündüm ki bu adam başka bir şey
söyleseydi kendisini bu kanalda tutarlar mıydı? O da zor. Ekmek parası kazanmak
için başkasının borazanına üflemek ne kötü. Böylesine kelli felli insanlara
acıyor insan… Uzatmayalım bu konuya girmek istemiyorum. Peki, bu kadarını niye
yazdığıma gelince, dedim ya adamın kendi aklını kullanıp kullanmadığını
anlayacak kapasitede değiliz. Eğer kendi aklını kullanmışsa fikirlerini saygı
ile paylaşmak gerekir…
Bazen
geceleri kalkıyorum. Yaşlılar anlar beni. Bu gece de kalktım. Saat 02. 00. Ne
yapayım? Tek oyuncağım olarak kabul ettiğim internete giriverdim. Bayağı okudum.
Ben fazla kitap okuyamıyorum. Ama internetten edindiklerimi büyüterek
okuyabiliyorum. Belki de bunun için bazı yazıları da büyüterek yazmış oluyorum.
Değerli okuyucularımız bu durumu da bilsinler ki paniğe kapılmadan
düşünüversinler:
Eski
AYM Başkanı Haşim Kılıç’tan mutlak butlan yorumu: YSK’nın görevi ve yetkisi
gasp edilmiştir. Yazısında Kılıç, “Umarım önümüzdeki günlerde belki o arzu
edilen yargısal düzenlemeler yapılarak bu yıllanmış, artık kangren haline
gelmiş sorun da böylece çözülmüş olur” dedi.
Hem
kangren teşhisi var hem değişimden tek sözcük yok. Oh ne güzel ne güzel.
Kişiler değişsin ama düzen…
Kişilerle
işimiz yok. Bu düzen değişmeli düzen. Dil alışkanlığı düzen diyorum. Okuyucu
bunu düzensizlik olarak anlasın.
Demokrasi
Platformu tarafından düzenlenen Bahar Konferansları'nın ikincisi, “Adalet
Hemen Şimdi” başlığıyla İstanbul'da gerçekleştirilmiş olan konferansla
ilgili yazıyı da okudum. Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in açılış
konuşması çok güzel, çok da kapsayıcıydı. Sivil Toplumun Önemini vurguladı. Gerçek
sivil toplum kuruluşlarının hükümet güdümünde olmaması ve gönüllülük esasına
dayanması gerektiğini de belirtmiştir. Ayrıca gerileyen Endeksler ve Cezaevlerinin
durumunu anlatması düşündürücüydü. Hele de suskunluk eleştirisi… Toplumun susma
hakkı olmadığını savunan Çelik; özellikle üniversitelerin ve medyanın
gerçekleri haykırmamak gibi bir lüksünün olamayacağını, susanların hak iddia
edemeyeceğini vurgulamıştır.
“Medeni
insanlar yönetilmelerine müsaade ederler ama güdülmelerine müsaade etmezler.
Bunun için örgütlenirler” diyen Çelik’i, haddimiz olmayarak tebrik ederiz.
Ama o da platformdakiler de değişimden söz etmediler. Anlaşılan Sayın Reisi
Cumhur Erdoğan sonrası için hazırlıklar var… Hizmet yarışına hazırlık çok güzel
bir şey ama emperyalistlerin dayattığı düzenle hizmet edilemeyeceği
bilinmelidir.
Muhalefetin
dizayn edilmesi çalışmalarını görünce bir de ABD'nin Türkiye Büyükelçisi ve
Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Antalya Diplomasi Forumu'nda (ADF)
yaptığı, monarşiyi hatırlatan konuşması aklımıza gelince ister istemez
moralimiz bozuluyor… Ne desem bilemiyorum. Rahmetli Mehmet Akif Ersoy’un
istiklâl Marşına neden “Korkma!” nidasıyla başladığını ancak yeni yeni anlamaya
başlıyorum.
Korkma,
sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden
yurdumun üstünde tüten en son ocak.
(…)
Arkadaş!
Yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper
et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır
sana va’dettiği günler Hakk’ın…
Kim
bilir, belki yarın… belki yarından da yakın.
Topyekûn
olarak yurttaşlık görevlerimizi bilinçli ve hakkıyla yapabilirsek kurtuluş
yarından da yakın…
Sabahattin
Gencal, İstanbul, 08. 06. 2026


