Bugün 11 Haziran 2026 Perşembe. Allah’a (cc) hamd olsun. Hava çok güzel. Sağlığımız da fena sayılmaz. Bu demektir ki günlük rutinlerimizi aksatmaksızın yerine getirebileceğiz:
Bilgisayarda
günün I. Oturumunu açtım. Sırasıyla Postaya, WhatsApp’a, Facebook’a ve
gazetelere uğradım. Transit geçmeme rağmen her yerden dağarcığıma bir şeycikler
attım. Niyetim bunları kovana getirip bal yapmaktı. Ama yoğuramadım. Bal gibi
sunmak varken böyle dal dal sunmam başınızı ağrıtmaz inşallah.
Postada,
blog arkadaşımın yazısının adresi çıktı. Bu adreste “Güllerin Saltanat Dönemi”
başlıklı yazıyı okudum. “Haziran Ayının ilk günlerinde güller, duruşu ile,
goncalarıyla tomurcuklarıyla dikkat çekiyor. Dostlardan, sevgili
arkadaşlarımdan gelen gül fotoğraflarını sergilerken Ahmet Haşim'in bir
şiirinden dizeler mırıldanıyorum.” Oh, ne güzel…
WhatsApp’ta
da güzel dilekler:
Facebook’a geçtim:
Yakup Güneş Beyin, “Hayatın
en değerli yatırımı, insan biriktirmektir. Çünkü sevgiyle kurulan bağlar,
zamanın yıpratamadığı en sağlam hazinedir.” sözünü kayda değer buldum.
Sonra Vahap Yağanoğlu’nun
dileği: “Günaydın Arkadaşlar “Yaşamak ümitli bir iştir''. Olumsuzluklar
hayatınızdan uzak olsun dilerim…” sözünü okudum.
Maşallah iyi gidiyoruz
derken kendimi de ortamı da nazar ettim her halde. Hazır moral bulmuşken burada
bırakayım dedim. Derler ya “Zirvedeyken bırakmasını bil.” Sonra kendi kendime
hayat eksileriyle artılarıyla hayattır. Her şey oluyor hayatta. Bize olduğu
gibi kabul etmek düşer. Yanlış anlaşılmasın olduğu gibi kabul etmek derken durumu
iyice kavramayı ve olumsuzlukları olumlaya çevirme yollarını bulma çabalarını
kastediyorum. Ve transit geçerken gözüme ilişenleri yazmaya devam ediyorum:
“CHP ye kayyum atamak ulus devlete yapılmış darbedir. Hangi
görüşte olursanız olun mahalli seçimlerin, genel seçimlerin ortadan
kaldırılmasına engel olun. Seçme seçilme haklarınız yok edilmek isteniyor.”
Artık bu durumu bilmeyen kalmadı. Yazmasam da olurdu. Ama bir paylaşım var ki
yazmasam olmaz:
Kim olduğunu bilmediğim Duran Erçoban adlı biri Eski Başbakan Sayın
T. Çiller’in fotoğrafı altında bir söz: “Oyun büyük Erdoğan’a sahip çıkın.”
Allah Allah(cc) neler oluyor? Kim ne haltlar karıştırıyor?
Keşke okumaya devam etmeseydim derken sanki “Dur bakalım turpun
büyüğü heybete…” dendi gibi:
“Çıplak Arama, Çocuklarıyla Tehdit...
Dünden
beri, İBB Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in savunmasını okuyorum.
Okudukça insanın kanı çekiliyor. Bir dava düşünün ki, tutuklandıktan ancak 15
ay sonra hâkim karşısına çıkıp, savunma yapabiliyorsunuz. Gözaltına alınırken
geride 2 kız çocuğunu tek başına bırakmak zorunda kaldı. Emniyette "çıplak
aramaya" tabi tutuldu. Tutuklandıktan sonra savcının kendisini
itirafçılığa zorlamak için " Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin
çocuklarını" diyerek çocuklarıyla tehdit ettiğini anlatıyor. Fatoş Pınar
Türker'in Silivri Cezaevi'ndeki savunmasını, herkese duyurmak gerekir ki bu
ülkede adalet sisteminin ne hale getirildiğini herkes görsün.” (Alican Uludağ)
Dün
bir gazetede okumuştum bu yazıyı. Bu insanlığın iflasının kanıtıdır. Sadece
ekonominin ve adaletin değil Ahlakın ve vicdanın tükenişi ile karşı karşıyayız.
Peki,
bütün bu durumlarda da sessiz mi kalacağız? Bunun cevabını da yine Facebook’ta
buldum:
“Bilim
der ki: Direnç varsa, orada canlı bir akış vardır. İnsan da tam olarak
böyledir. Mesela birini artık hiç umursamadığını söyleyen ama içinden sürekli
ona cevaplar yetiştiren, kendini açıklamaya çalışan, haklılığını kanıtlamak
için uykuları kaçan insanlara bak. Dışarıdan öfke, gurur ya da nefret gibi
görünür bu. Oysa fiziğin gözüyle bakarsak gerçek farklıdır; orada hâlâ harıl
harıl akan bir enerji, yani bir akım olduğunu görürüz.
Çünkü
gerçekten biten, sönen ve tükenen hiçbir şey insanı uğraştırmaz. Ne bir ses
çıkarır ne de bir sürtünme yaratır. Kablonun ucu prizden çekilmişse, cihaz buz
gibi soğur. (Günnur Berber, https://www.facebook.com/)
İnsanın
buz gibi soğuması ölmekten beter. Ölüm en büyük ders diyelim ama sık sık
ölümden söz etmeyelim ki bilinç altına koz vermeyelim.
Facebook’tan
çıkalım. Sıra gazetelerde…
Gazeteleri
arkadaşlar a okumuştur her halde bir alıntıyla yetinelim:
“Geçtiğimiz
gün dünya yayıncılık dünyasının kalbinden, Londra’dan çok tuhaf ama bir o kadar
da ürkütücü bir haber düştü önüme. Dünyanın en prestijli edebiyat ödüllerinden
Booker’ın arkasındaki vakıf, ‘Quick Reads’ (Hızlı Okuma) adıyla yeni bir hamle
başlattı. Booker ödüllü dev yazarlar bir araya getirmiş, ‘All Around the World’
adında incecik bir öykü kitabı çıkarmışlar. Fiyatı sadece 1 sterlin. Amaç ne
biliyor musunuz? İngiltere’de yapılan son araştırmada yetişkinlerin üçte
birinin başladığı kitabın sonunu getiremediği, gençlerin ise kalın romanların
kapağını bile açmadığı ortaya çıkmış. Koca Booker Vakfı da çareyi edebiyatı
‘hafifletmekte’, okura ‘hap kitap sunmakta’ bulmuş.”
Peki,
bu küresel kriz sadece İngiltere’nin sorunu mu?
Gözünüzü
seveyim, kafanızı kaldırıp bir metrolara, otobüslere, vapur hatlarına bakın.
Çok değil, bundan 15-20 yıl önce toplu taşımada elinde tuğla gibi bir
Dostoyevski’yle, bir İhsan Oktay Anar’la, Ahmet Hamdi Tanpınar’la yolculuk
yapan gençlik nereye kayboldu? Hepsinin başı önde, parmaklar ekranlarda, TikTok
videolarının, Reels şortlarının o 15 saniyelik hipnozunda kaybolmuş durumdalar.
Dikkat sürelerimiz çürüyor, odaklanma yeteneğimiz yok oluyor. Booker gibi
kurumlar ise bu çürümeye karşı savaş açıp edebiyatın kalesini savunacağına,
koca bir mirası o 15 saniyelik videolara meze etmeyi seçiyor.” (11/06/2026, Kaynak: Karar Gazetesi)
Bir
metni ancak 15 saniye okuyabiliyoruz. İnsanı okuyabiliyor muyuz, doğayı, evren
kanunlarını, olayları, olguları…
Şimdi
anladım. İşin püf noktası burada.
OKU
OKU, YAZ YAZ OKU…
Sabahattin Gencal, İstanbul, 11. 06. 2026





.jpg)














.jpg)























































.jpg)


.jpg)


.jpg)

.jpg)

.jpg)

.jpg)


































.jpg)





.jpg)

























