11 Haziran 2026 Perşembe

"'Devlet Aklı' Kimin Aklı?"

 Tarihçi ve yazar Sinan Meydan’ın Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan "'Devlet aklı' kimin aklı?" başlıklı yazısı, güncel siyasi gelişmeler ile tarihsel gerçeklikler arasında bir paralellik kurarak "devlet aklı" kavramının manipülatif kullanımını eleştirmektedir.

Metnin sistematik özeti konu başlıklarına göre şu şekildedir:

1. Güncel Siyasi Durum ve İddialar

  • Muhalefete Yönelik Operasyonlar: Yazar; CHP'li belediyelere yönelik operasyonları, İBB davasını ve son hukuki kararları, AKP iktidarının anketlerde birinci sırada çıkan CHP'yi bölme, parçalama ve etkisizleştirme planı olarak değerlendirir. İktidarın "Bu CHP'nin iç sorunudur" söylemini ise aldatmaca olarak niteler.
  • Yeni Saray Rejimi (3. Meşrutiyet): 2017 Başkanlık Referandumu ile parlamenter sistemin kaldırıldığı, meclis ve saray formülünün yeniden kurulduğu belirtilir. Yazara göre bu yapı, fiilen adı konulmamış bir meşrutiyet (3. Meşrutiyet) rejimidir. Gündemdeki anayasa değişikliği ve yeni açılım süreçleri bu "Yeni Türkiye" yapısını resmileştirme çabasıdır.
  • Akıl Kimin Aklı?: Ortada iddia edildiği gibi kutsal bir "devlet aklı" yoktur; yaşananlar doğrudan doğruya üniter, laik ve demokratik düzeni hedef alan "siyasal dinci AKP hükümetinin aklı"dır. Ayrıca bu akıl, bölge için meşruti monarşi öven ABD gibi dış odakların yönlendirmelerini barındırdığı için tamamen yerli de değildir.

2. "Devlet Aklı" Kavramının Teorik ve Sosyolojik Eleştirisi

  • Hükümet Aklının Gizlenmesi: Toplumdaki köklü "devlet baba" (Devlet yapıyorsa bir bildiği vardır) algısından yararlanılarak, hükümetin siyasi hamleleri "devlet aklı" söylemiyle kutsanmakta ve eleştirilmekten muaf tutulmak istenmektedir.
  • Kavramsal Yanılgı: Tıpkı "devletin dini" olamayacağı gibi "devletin aklı" da olamaz; ancak devleti yönetenlerin (hükümetlerin) aklından söz edilebilir. Hükümetlerin her kararı devletin ve ulusun yararına olmayabilir.

3. Tarihsel Örnek: 1919-1920'deki "Devlet Aklı"

Yazar, hükümet kararlarının "devlet aklı" adı altında kutsanmasının tarihteki olumsuz sonuçlarını somut örneklerle açıklar. 1919-1920 yıllarındaki resmi "devlet aklı" şu kararları almıştır:

  • İşbirlikçi Padişah Vahdettin, Sadrazam Damat Ferit ve İngiliz mandacılarının teslimiyetçi politikalarını yürütmek,
  • Mondros'a boyun eğip işgallere karşı başlayan yerel direnişleri ve Kuvayimilliye'yi bastırmaya çalışmak,
  • İngilizleri memnun etmek için Mustafa Kemal'i Samsun'a göndermek, ardından geri çağırmak ve dinlemeyince görevden almak,
  • İşgallere karşı yapılan protesto mitinglerini ve milli telgrafları yasaklamak,
  • İngilizlere yaranmak için yurtseverleri tutuklatmak ve Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey'i idam etmek,
  • Kuvayimilliyecilerin katlinin vacip olduğuna dair şeyhülislam fetvasını onaylamak, Mustafa Kemal ve arkadaşlarına idam kararı vermek,
  • Kuvayı İnzibatiye'yi (Halifelik Ordusu) kurup iç isyanları destekleyerek kardeşi kardeşe kırdırmak,
  • Türk milletini yok etmeyi amaçlayan Sevr Antlaşması'nı imzalamak.

4. Sonuç ve Çözüm

  • Millet Aklı ve İradesi: Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları, 1919'da o dönemin teslimiyetçi "devlet aklına" boyun eğselerdi ne Kurtuluş Savaşı kazanılabilir ne de laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti kurulabilirdi. Atatürk, o günün hükümet aklına karşı çıkıp "millet aklına" ve "millet iradesine" dayanarak başarıya ulaşmıştır.
  • Asıl Hedef: Bugün de "devlet aklı" denilerek meşrulaştırılmaya çalışılan operasyonların asıl hedefi sadece CHP değil; laik, üniter ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti'nin yapısal düzenidir.