Tarihçi ve yazar Sinan Meydan’ın Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan "'Devlet aklı' kimin aklı?" başlıklı yazısı, güncel siyasi gelişmeler ile tarihsel gerçeklikler arasında bir paralellik kurarak "devlet aklı" kavramının manipülatif kullanımını eleştirmektedir.
Metnin sistematik özeti konu başlıklarına göre şu şekildedir:
1. Güncel Siyasi Durum ve İddialar
- Muhalefete Yönelik Operasyonlar: Yazar; CHP'li belediyelere yönelik operasyonları, İBB davasını ve son
hukuki kararları, AKP iktidarının anketlerde birinci sırada çıkan CHP'yi
bölme, parçalama ve etkisizleştirme planı olarak değerlendirir. İktidarın
"Bu CHP'nin iç sorunudur" söylemini ise aldatmaca olarak
niteler.
- Yeni Saray Rejimi (3. Meşrutiyet): 2017 Başkanlık Referandumu ile parlamenter sistemin kaldırıldığı,
meclis ve saray formülünün yeniden kurulduğu belirtilir. Yazara göre bu
yapı, fiilen adı konulmamış bir meşrutiyet (3. Meşrutiyet) rejimidir.
Gündemdeki anayasa değişikliği ve yeni açılım süreçleri bu "Yeni
Türkiye" yapısını resmileştirme çabasıdır.
- Akıl Kimin Aklı?: Ortada
iddia edildiği gibi kutsal bir "devlet aklı" yoktur; yaşananlar
doğrudan doğruya üniter, laik ve demokratik düzeni hedef alan
"siyasal dinci AKP hükümetinin aklı"dır. Ayrıca bu akıl, bölge
için meşruti monarşi öven ABD gibi dış odakların yönlendirmelerini
barındırdığı için tamamen yerli de değildir.
2. "Devlet Aklı"
Kavramının Teorik ve Sosyolojik Eleştirisi
- Hükümet Aklının Gizlenmesi: Toplumdaki köklü "devlet baba" (Devlet yapıyorsa bir
bildiği vardır) algısından yararlanılarak, hükümetin siyasi hamleleri
"devlet aklı" söylemiyle kutsanmakta ve eleştirilmekten muaf
tutulmak istenmektedir.
- Kavramsal Yanılgı: Tıpkı
"devletin dini" olamayacağı gibi "devletin aklı" da
olamaz; ancak devleti yönetenlerin (hükümetlerin) aklından söz edilebilir.
Hükümetlerin her kararı devletin ve ulusun yararına olmayabilir.
3. Tarihsel Örnek: 1919-1920'deki
"Devlet Aklı"
Yazar, hükümet kararlarının "devlet aklı" adı altında
kutsanmasının tarihteki olumsuz sonuçlarını somut örneklerle açıklar. 1919-1920
yıllarındaki resmi "devlet aklı" şu kararları almıştır:
- İşbirlikçi
Padişah Vahdettin, Sadrazam Damat Ferit ve İngiliz mandacılarının
teslimiyetçi politikalarını yürütmek,
- Mondros'a
boyun eğip işgallere karşı başlayan yerel direnişleri ve Kuvayimilliye'yi
bastırmaya çalışmak,
- İngilizleri
memnun etmek için Mustafa Kemal'i Samsun'a göndermek, ardından geri
çağırmak ve dinlemeyince görevden almak,
- İşgallere
karşı yapılan protesto mitinglerini ve milli telgrafları yasaklamak,
- İngilizlere
yaranmak için yurtseverleri tutuklatmak ve Boğazlıyan Kaymakamı Kemal
Bey'i idam etmek,
- Kuvayimilliyecilerin
katlinin vacip olduğuna dair şeyhülislam fetvasını onaylamak, Mustafa
Kemal ve arkadaşlarına idam kararı vermek,
- Kuvayı
İnzibatiye'yi (Halifelik Ordusu) kurup iç isyanları destekleyerek kardeşi
kardeşe kırdırmak,
- Türk
milletini yok etmeyi amaçlayan Sevr Antlaşması'nı imzalamak.
4. Sonuç ve Çözüm
- Millet Aklı ve İradesi: Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları, 1919'da o dönemin teslimiyetçi
"devlet aklına" boyun eğselerdi ne Kurtuluş Savaşı kazanılabilir
ne de laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti kurulabilirdi. Atatürk, o günün
hükümet aklına karşı çıkıp "millet aklına"
ve "millet iradesine" dayanarak başarıya
ulaşmıştır.
- Asıl Hedef: Bugün de
"devlet aklı" denilerek meşrulaştırılmaya çalışılan
operasyonların asıl hedefi sadece CHP değil; laik, üniter ve demokratik
Türkiye Cumhuriyeti'nin yapısal düzenidir.