Televizyonda
kanal kanal gezerken bir kanala takıldım. Genç bir gazeteci ve yazar’ın konuğu
kendisinden daha genç bir bayan yazarı “Okur- Yazar” programında izledim.
İzledim demeyeyim, gazetecinin sorularını yanıtlayan genç yazarı birkaç dakika
dinledim, demek daha doğru olur.
Doğrusu önce öğrenci sandım kendisini. Tatlı dilli, güzel yüzlü, jest ve mimikleriyle hele de anlattıklarıyla hayranlık uyandırıyordu. 41 kere maşallah! Allah (cc) bağışlasın. Söyledikleri çok hoşuma gitti. İlgilenenler için paylaşıyorum:
Dijitalleşme dönemi başlayalı beri uzun metinleri okuyamadığını belirtti. Hele de bebeği olduktan sonra da okumaya ayıracak zamanının olmadığını da ekledi. Böyle deyince hiç okuyamadığını düşündüm ilkin. Meğer öyle değilmiş. Eskisi gibi okuyamadığından yakınıyor. Peki, nasıl okuyor?
Metroda okuyor. Okuduğu son sayfanın kenarını kıvırıyor. Sayfa kenarlarını kıvırmayı hiç sevmem ama öyle güzel anlatıyor ki: “Sayfa kenarlarını kıvırmak, bazı cümlelerin altını çizmek çok hoşuma gidiyor…” deyişi var ya.
Evlerinin banyosunda kitap var, çamaşır odasında ve mutfakta vb. da kitap var. Her yerde kitap. Bu dönemde okumanın zor olduğunu belirttikten sonra okuma iradesini ortaya koyuyor. Ben bugün ... sayfa okumalıyım, diyor.
Hamlet’i yeniden okudu. Yaşar Kemali de… Bebeğinin duygularından hareketle bir kitabı da var. (İsmini aklımda tutamadım) Çocuğun gelişimini takiben, ikinci çocuğu olursa onun gelişimini takiben kendisini de geliştirmek istiyor…İnşallah, gelişmenin, yükselmenin hududu yoktur.
Kâğıt kalem konusu soruldu kendisine. Her yerde yazamadığını söyledi. Ama tableti olduğunu, tablete yazdığını söyledi. Ayrıca aklına bir düşünce geldiğinde başta annesi olmak üzere yakınlarına bunu söylediğini ve alınan cevaplarla bu düşünceyi işleyip yazdığını ve sosyal medyada paylaştığını da ekledi.
Ne güzel, bayıldım doğrusu. Hep böyle programlar olsa diye düşünürken birden canlı yayın düştü ekrana. Ben zaten böylesi canlı yayınlardan kaçarak bu limana gelmiştim. Yine “Allah’a ısmarladık.” deyip düştüm başka kanal yollarına…
Televizyonu kapattım. Ama kafamdan geçenlerin yolunu bir türlü kapatamıyorum. Bu emperyalist düzen bitirecek beni. Bütün kanalları, bütün gazeteleri hatta yayın evlerini kontrol altına aldılar. Her şey sömürü düzenini devam ettirmek için, her şey bizleri mankafa yapmak için… En çok da neye üzülüyorum tahmin edemezsiniz. Bizlerden biri olarak gördüklerim, yakın bildiklerim emperyalistlere alet oluyor, hatta bazıları onlarla iş birliği yapıyor ya… “Şu ellerin taşı hiç bana değmez, ille dostun bir tek gülü yaralar beni." (https://www.siirparki.com/abdal3.html)
Arkadaşlarım, dostlarım,
Bu yaralı kalbimin atışlarını mors alfabesi gibi kabul ederek bunu sese ve yazıya çevirin ve paylaşın ki bizlere emanet edilen Cumhuriyetimiz zeval görmesin ve sorumluluğumuz altındaki demokrasimiz gelişsin.
Hoşça kalınız…
Sabahattin Gencal, İstanbul, 07. 06. 2026
