Şimdi sözde deneme yazıyorum ya, denemelerde kendi kendine hitap edilirmiş. Denemeleri iki kapak arasına alarak kitaplaştırdık. Okuyuculara da Hz. Mevlana’yı hatırlatarak denemelere yan gözle bakmamaları imasında bulundum.
Deneme dedim de bir
açıklama daha yapma gereğini duydum. Yukarıda dedim ya, Güzel Konuşma ve Yazma
derslerine giriyordum. Evet, her tür yazı üzerinde durdum; ama denemeye teğet
geçtik. Herhalde müfredatta o kadar müsaade edilmişti. Çünkü biz müfredata uyanlardandık...
Oysa müfredatın bir demir parmaklık
olmadığını, müfredatı oluşturanlar bile söylemişlerdir. O bahis de uzun
hikâye...
Kısaca tekrar edeyim:
Nasıl oldu bilmiyorum, en zor yazı türü olan deneme limanına girdim. Şimdi
burada demirlemiş durumdayım. Umuyorum ki bu limandan gemi kalkacaktır. Hem de
deneme yüklü bir gemi. Yahya Kemal’in Sessiz
Gemi’sini hatırladınız değil mi? Yok, yok, benim Yahya Kemal gibi bir
Celile’m yok, hiç olmamıştır da. http://eyubogluvakfi.org.tr/?page_id=581 Ben
Sessiz Geminin ta kendisiyim desem acayip bir metafor / eğretileme olur. Onun
için bizim gemi başka bir gemi diyerek geçiştireyim.
Her zaman söylemişimdir
ben yerli yabancı demeden birçok yazar ve şairle arkadaş gibi konuşurum; ama
nedense bazılarıyla mesafeliyim. Örneğin Fikret’ten söz ettim, Yahya Kemal’den
söz ettim; ama onlarla pek konuşmadım desem inanın. Ancak Eğitim Enstitüsü
kütüphanesindeki Yahya Kemal’in portresini hayalen gördüm. Yine Eğitim
Enstitüsündeki arkadaşlarla birlikte Âşiyan’a yaptığımız geziyi bir kere daha
hayalen yaptım. Ama hiç konuşmadım. İnsan bazen öyle takatsiz kalıyor ki kendi
kendisiyle bile konuşamıyor.
Tahmin ediyorum ki; şimdi
de siz benimle yaptığınız konuşmaları hatırlıyorsunuzdur. Hatırlamıyor musunuz?
Öyle mi? Ben de hiç hatırlamıyorum!
Çekmeköy-İstanbul,
30.08.2020
__________________
Sabahattin Gencal, DÜŞÜNCEÇİFTLİĞİ, Cinius Yayınları, İstanbul, 2021
