Yine
kızdım kendi kendime, hiç kimseye kızmadığım kadar.
Kızmak,
kınamak, çekişmek, kavgalı olmak, vurmak, kırmak, öldürmek vb. gibi kelimeler
yoktu sözlüğümde. Gerçekten yoktu. Bütün bunlar, çevremde ve güzel yurdumda
gırla giderken ben çok uysaldım. Evet, uysallığıma bin bir şahit
gösterebilirim. Şunu da ekleyeyim uysaldım; ama öyle birçokları gibi koyun da
değildim. Ya, şimdi?
Şimdi,
daha emin değilim; ama galiba toplumda hâkim olan virüs yani “kim kime dumduma
virüsü” beni de gözüne kestirdi. Allah korusun bu virüs yani “İnsanların
birbirleri ile sağlıklı ilişkilerinin koptuğu, kimseye gereken önemin
verilmediği, söylenenin anlaşılmadığı, karışık durum.” Covid-19’dan da beter.
Covid-19’u Allah’ın izniyle yenen biri olarak “kim kime dumduma” virüsünden
korkuyorum doğrusu.
Diyeceksiniz
ki, sözünü ettiğin karışık durum bizde epeyce zamandan beri var. Var, onu ben
de biliyorum. Ancak benim içimdeki benlerde yoktu. Kardeş kardeş geçiniyorlardı
diyemem doğrusu, ama yine herkesin bildiği gibi kendim barışık biriydim.
İçimizde kim bilir ne kadar ben var? Yunus’a sordum. Freud’a sordum. Şuna
sordum, buna sordum... Cevaplar muhtelif. Tasavvuf mahallesine uğradım. Orası
da bambaşka: Her an insan değişirmiş. Her an. “An” ne demektir, bilir misiniz?
Demek oluyor ki bendeki benler dünya nüfusundan fazla. Bunlar birbirlerine
kızarlarsa, alimallah...
Demek
ki, öyle basit zannettiğimiz “kızmak” mastarı-fiili kibrit olabilir, çakmak
olabilir. Benzin dökülmüş yerde çakılırsa siz düşünün ne olabileceğini.
Yanılmıyorsam
Prof. Dr. Tarik Zafer Tuna’ya söylemişti ki, “Yurdumuz benzin dökülmüş gibidir.
Kibrit çakmayın.” Bu sözü bir ilave de ben yapayım: Bölgemiz de benzin dökülmüş
gibidir. Siz de şunu ekleyin; gibisi fazla dört yanımızdan petrol fışkıracak.
Bu durumda “Aman petrol, canım petrol /Artık sana, sana, sana muhtacım petrol/
diyecek halimiz yok. Emperyalist güçler gıgımızın çıkmasını istemiyorlar.
Gıkladığımız anda sopa yerine şantaj gösteriyorlar. Göstermediler mi
sanırsınız. Çetebaşının arşı alayı tutan sesi / videoları bir işaret değil
miydi? Her akşam da, bu akşam da irdeleyip duruyoruz bunu. Ve anlıyoruz ki bu
şantaj mandaj meseleleri içte ve dışta hiç tükenmeyecek. Yunusumuz ne diyordu?
“Yerden
göğe küp dizseler/Birbirine bend etseler / Altından birin çekseler / Seyreyle
sen gümbürtüyü.”
Bu
gümbürtüde ipin ucunu kaçırdık. Oysa biz nasıl başlamıştık. Kendi kendime
kızmaktan söz ediyorduk değil mi?
Baylar
bayanlar, bir toplum / devlet bir birey gibidir veya öyle olmalıdır. Ayağıma
diken batsa başta beynim olmak üzere her yanım sızılar. Devlette bu böyle.
Yurdumun bir köşesinde birini provoke ederlerse her birimizin içi sızlar. Aman
aman, bir de bizi provoke ederlerse. Çakmak çakmış olurlar değil mi? Yoksa
çıkabilecek yangını ön kestiremiyorlar mı? Öyle kabul edelim. Şimdilik daha
kötüsünü düşünmeyelim. Evet, biz iyi niyetimizi, samimiyetimizi, iyi
dileklerimizi gösterelim. Duamızı da eksik etmeyelim.
Bu
arada uyarımızı da yapıverelim: Bakın yılların Hocası bile kendi kendine
kızmaya başladı. Bu hayra alamet değil. Onun için herkes, ama herkes kendine
gelsin. Herkes haddini bilsin. Herkes vazife ve sorumluluğunu bilsin. Devletin bekası, toplumun huzur ve refahı
için herkes uhdesine düşen görevleri yapsın.
“Malumun
ilâmı gerekmez.” derler. Buna rağmen bu yazıyı yazıyorsak demek ki daha
dikkatli olacağız.
Evet,
dikkatimizi, sabrımızı kimse denemeye kalkmasın. Devlet çarkı hukuk kuralları
çerçevesinde dönsün.
Çekmeköy- İstanbul, 29. 05. 2021
_____________________
Sabahattin Gencal, DEFOLUYAZILAR, Cinius Yayınları, İstanbul, 2022
