İmam-ı Rabbânî Ahmed el-Fârûkî es-Serhendî Hazretleri tarafından Molla Hasan Keşmirî’ye yazılmış olan 99. Mektup, temelde tasavvuftaki "huzur" (Allah ile beraber olma bilinci), uyku hali, seyr-i sülûktaki (manevi yolculuk) makamlar ile müptedi (yolun başındaki) ve müntehi (yolun sonuna, kemale ermiş) arasındaki farkları ele almaktadır.
Mektubun sistematik ve tematik özeti şu şekildedir:
1. Mektubun Yazılış Sebebi ve Soru
(Giriş)
Mektup, Molla Hasan Keşmirî’nin sorduğu bir soruya cevap olarak kaleme
alınmıştır. Soru özetle şudur: “Uyku hali baştan sona bir
gaflet ve idrakin devre dışı kalma halidir. Hal böyleyken, büyük zatların
bahsettiği ‘uyku halinde bile Yüce Hakkın zatı ile huzurda bulunma (beraber
olma)’ durumu nasıl mümkün ve anlaşılır kılınabilir?”
2. Ruhun Dünyaya İnişi ve Nefisle
İlişkisi (Mukaddime)
İmam-ı Rabbânî, soruyu çözüme kavuşturmak için insanın yaratılış hakikatini
açıklar:
- İnsanın Üstünlüğü: Ruh, bu
maddi bedenle birleşmeden önce belirli bir makamda hapis gibiydi ve
ilerleme kabiliyeti sınırlıydı. Allah, insana meleklerden daha üstün olma
istidadı (potansiyeli) olarak "aşağıya inerek yükselme"
kabiliyeti vermiştir.
- Nefse Aşk ve Kendini Unutma: Allah, nurani olan ruh ile zulmani (karanlık) olan bedeni/nefsi
birleştirmiş ve aralarında bir sevgi bağı kurmuştur. Ruh bu dünyaya inip
nefse aşık olunca, kendi mukaddes makamındaki huzurunu ve hatta kendisini
unutmuş, nefsin hükmünü alarak gaflete dalmıştır.
- Peygamberlerin Gönderilmesi: Allah, kullarına merhametinden dolayı peygamberler göndererek ruhları
tekrar aslına davet etmiş ve nefse muhalefet etmelerini emretmiştir.
3. Uykuda Huzurun Devamı ve Maddi
Gafletin Batına Etkisizliği (Cevap)
Sorunun özüne dönen İmam-ı Rabbânî, uykuda huzurun nasıl devam ettiğini
şöyle açıklar:
- Yolun Başındakiler İçin: Ruh ve nefis birlikteliği tamamen devam ettiği sürece, dıştaki
(zahirdeki) gaflet haleti olan uyku, iç alemi (batını) de tamamen gaflete
düşürür.
- Kemale Erenler (Müntehiler) İçin: Kul manevi mertebelerde ilerleyip ruhunu nefsin bağlarından
kurtararak Hakiki Baki olan Allah’ta yok ettiğinde (fenâ ve bekâ
bulduğunda), iç alem (batın) dış alemden (zahir) tamamen yüz çevirir.
- Bu
mertebeye ulaşan zatlarda, zahirin uykuda olması (gafleti) batındaki
huzura zarar veremez; çünkü artık zahirden batına giden yollar
kapanmıştır. İç alem sürekli Hak ile beraberdir. İmam-ı Rabbânî bunu badem yağı misaliyle açıklar: Yağ bademin
içindeyken bademin hükmündedir, ancak bademden ayrışınca kendi başına
bağımsız ve saf bir hüküm alır.
4. İrşad (Davet) Makamı ve Topluma
Dönüş
- Halka Yönelme: Kemale
eren (müntehi) bir zat, insanları gafletten kurtarmak ve irşad etmek için
Allah’ın emri ve rızasıyla ("seyr-i anillah billah" yoluyla)
tekrar bu aleme, halkın içine döndürülür.
- Müptedi ve Müntehi Farkı: Görünüşte yolun başındaki bir kimse (müptedi) ile kemale ermiş bir
zatın (müntehi) her ikisi de halkla meşguldür. Ancak aralarında çok büyük
bir fark vardır:
- Müptedi (Başlangıçtaki): Kendi arzusu ve içsel eğilimiyle halka yönelir, kalbi dünyaya
perdelidir ve onun halktan yüz çevirip Hakka yönelmesi gerekir.
- Müntehi (Sonuca Ulaşan): Halka yönelmesi kendi arzusuyla değil, tamamen Allah’ın rızası ve
görevlendirmesiyle olur. Kalbindeki perdeler kalkmıştır, doğrudan Hak ile
beraberken halkla meşgul olur. Görevi bitip dünyadan ayrılana kadar halka
yönelmesi onun makamının bir gereğidir. Cüneyd-i Bağdâdî'nin "Nihayet, bidayete (başlangıca) dönüştür"
sözü bu makamı ifade eder.
5. Hadis-i Şeriflerin Açıklanması
Mektubun son kısmında iki meşhur tasavvufi rivayete açıklık getirilir:
- "Gözlerim uyur, kalbim uyumaz" hadisi: İmam-ı Rabbânî’ye göre bu hadis, huzurun
(Allah ile olma halinin) kesintisiz devam ettiğine değil; Efendimiz’in (ﷺ)
ümmetini koruma vazifesi nedeniyle, kendisine ve ümmetine yönelecek
tehlikelere ya da kendisinden sadır olacak hallere karşı uyanık olduğunu,
gafil olmadığını gösterir. Bu sebeple Efendimiz'in uykusu abdestini
bozmamaktadır.
- "Allah ile öyle bir vaktim olur ki..." hadisi: Bu rivayet (sıhhati takdirince), ani ve
geçici bir ilahi tecelli halini ("tecelli-i berkî") ifade eder.
Bu, kulun kendi çabasıyla Hakka yönelmesi değil, Allah’ın kulun üzerinde
tamamen hakim olması (mâşukun âşıkta seyri) durumudur.
Sonuç (Benzetme)
Kemale ermiş zatlar, hükümdarın (Allah'ın) en yakınında bulunan, aralarında
hiçbir perde ve engel kalmayan saray görevlilerine benzerler. Hükümdar, bu
yakınlığına rağmen ona halkın işlerini görmesi ve ihtiyaç sahiplerine yardım
etmesi için görev vermiştir. Onlar halkla meşgul olurken bile aslında
hükümdarın huzurundadırlar.