Değerli
arkadaşım Erdoğan Bey’le, Çekmeköy’e yerleştiğimiz günlerde açık deyişle
2017’de tanıştık. Kendisiyle o gün bugün, istisnalar dışında her hafta
buluşuyoruz. Her buluşmamızda arkadaşlığımız dostluğa dönüşüyor, dostluğumuz
pekişiyor.
Dostluğumuz
gücünü karşılıklı saygı ve sevgiden almaktadır. Duygu ve düşüncelerimizi çok
rahat ve samimi olarak ortaya koyar ve analiz ederiz. Zaman zaman da
çıkarımlarımızı yayınladığımız da oluyor.
İnşallah bugünkü görüşmemizi de özet olarak olsa yayınlayacağız.
Bugün
06 Haziran 2026 Cumartesi. Çekmeköy Belediyesi Yaşar Doğu Parkı Sosyal
Tesisinde 15.15’te buluştuk. Buluşmamıza Eyupsultan’da ikamet eden edebiyat
Öğretmeni Fatih Öztürk Bey’in yanı sıra Fuat Gencal Bey ve Ahmet Gencal Bey de
katıldılar. Bu arkadaşların
katılmalarıyla toplantımız daha fazla anlam kazandı. Fikir zenginliği kazandı. Beynimize ve gönlümüze nakş ettiğimiz konuşma
ve çıkarımlarımızı paylaşmaya çalışacağız.
Her zaman olduğu gibi hal hatır sormakla başladı sohbetimiz.
Sonra anılara geçtik. Erdoğan Teke Bey’in İsviçre anıları sadece dinlenmeye
değer değil üzerinde düşünmeye de değerdi. Erdoğan Bey gemi ve uçak
parçalarının yapıldığı fabrikada önceleri bir tezgâhta çalışırken daha sonra
kontrol-denetleme görevini üstlendi. Parçalarda saçının teli kadar bile hata
olmamalıymış. Parçalar üç ay depoda bekletilir sonra tekrar kontrol edilirdi.
Bozulmamışlarsa satış bölümlerine çıkartılırdı. Sabahattin Gencal, Erdoğan Beyin,
işinde olduğu gibi özel yaşamında da hassas olduğunu ve kıl kadar bile hata
yapmamaya çalıştığını söyledi.
Gencal, beden rahatsızlığı yanında psikolojik rahatsızlığından da
söz etti. Televizyonda izlediği dizilerde ve haberlerde vefalı davranışlarda
ağladığını söyledi. Vurdulu kırdılı ve ağaç devrilir gibi insanların devrildiği
sahnelerde ağlamayıp vefa ile ilgili sahnelerde ağlamak… Erdoğan Bey “Ben de
öyleyim, dedi ve bir örnek verdi. Küçük bir kız hapishanede babasını ziyaret
etmek ister. Görevliler yanar döner ayakkabılarıyla onu içeri sokmazlar. Ona
terlik verirler. Kızcağız da ayakkabılarımı babama gösterecektim, der ve ağlar.
Ahmet de birkaç sene önce duyduğu bir olayı anlattı: Küçük bir kız çocuğunu
hapishanedeki babasına götürürler. Babasıyla görüşmeden önce teyzeleri onu
koklar koklar ve öperler. Kız da çok koklamayın koku bitmesin babama da kalsın,
der…
Çocukların ve anaların ağladığı dönemdeyiz. Tam bu noktada
Erdoğan Bey, “Nasıl oldu da siyasetin
içine düştük. Sabahattin Bey Hocamız böyle konuşmaları sevmez” deyince Gencal,
Bu akıl almaz durum artık bir parti meselesi değil demokrasi meselesidir”
diyerek konuşmakta kendine göre bir sakınca olmadığını da ekleyerek şunları
söyledi:
ABD başkanlarından müteveffa John F. Kennedy’nin (JFK: “Ülkenizin
sizin için ne yapabileceğini sormayın; sizin ülkeniz için ne yapabileceğinizi
sorun." demiştir.
“Thomas
Joseph Barrack Jr. (d. 28 Nisan 1947), Amerikalı iş adamı ve diplomat. 14 Mayıs
2025'ten beri Donald Trump hükûmetinde Amerika Birleşik Devletleri'nin Türkiye
büyükelçisi olarak görev yapmaktadır. Ayrıca 23 Mayıs 2025'ten beri Amerika
Birleşik Devletleri'nin Suriye Özel Temsilcisidir.” Ayrıca Irak temsilcisi de
olmuştur. Bu büyük elçinin sözlerine cevap verilmemesi üstelik bütün
hukukçuların doğru bir yan bulmadıkları butlan kararının ve sonrasının hiç de
normal olmadığını söyleyen Gencal bir anısını anlattı:
Rahmetli dayım Selahattin Gencal, teyzemin kocası amcamız
rahmetli Abdullah Gencal’la sohbet ediyordu. Konu "Mü'min aynı delikten
iki defa sokulmaz (ısırılmaz)." (Buhârî (Edeb, 83) ve Müslim (Zühd,
63) Hadisine gelince Abdullah amca, “Ben iki defa aldatılmam.” dedi. Dayım da
aldatanlar her seferinde farklı usuller ve tarzlar uygularlar.” deyince. “O zaman zaman
başka.” dedi Abdullah amca.
Dayım da Abdullah amca da bölgemizin eşrafındandı. İleri görüşlü
olarak kabul edilen, bu yurt ve millet üzerinde düşünen bu ikilinin bile bir B ve C planları yoktu. Eğitim sistemimiz zaten
öteden beri ezbere dayanan akıl yürütmeyi ıskalayan, düşünce ve alternatifler
üretemeyen bir acayip sistem. Buna hayır diyemeyiz; çünkü 27 Mayıs 1960’tan
ders alamadık. Bir başka türlü yapılan 12 Mart 1971 Muhtırasından ders
alamadık, 12 Eylül 1980 darbesinden de 90’lı yılların muhtıralarından ve
gösterilerinden de dersler ve ibretler alamadık. Yakın tarihimizi konu etmekten
çekinirken yontma taş ve cilalı taş devrinden, savaşlardan vb. söz ederek
kendimizi kandırdık. Tarihin okutulma amacı nedir? Hep hukukçuları, sustukları
için kınıyoruz. Peki, tarihçilerimizin susmalarını neye yorumlayacağız? Tamam, bazı konuları çocuklar hazmedemez ama öğretmen sadece çocuklar için mi vardır? Tarihçi
kardeşlerimiz, emperyalizmi, işbirlikçileri ve kirli oyunları bugün
anlatmayacaksa ne zaman anlatacaklar? İnşallah Bor’un pazarı geçmeden
toplumumuzun uyanmasına katkıda bulunurlar…
Konuyu
John F. Kennedy’nin sözüyle açtık yine onun sözleriyle kapatalım: "Demokrasilerde
bir seçmenin cehaleti bütün halkın güvenliği için tehlikedir" diyerek
vatandaşların bilinçli olmasının önemini vurgular. Memleket meselelerinde fikir
sahibi olmak, demokrasiyi ayakta tutan en temel güçtür. Ancak bu fikirlerin doğru
bilgiye, akla ve sorumluluk bilincine dayanması gerekir.” (JFK Library +1)
Niye JFK’nin sözlerine baş vuruyoruz? Thomas Joseph Barrack
Beyefendi bölgemiz insanlarının demokrasiye layık olmadıklarını vurguluyor. Tabii
onun gibi düşünenler de… Derine inmeyelim, tüm Batı âlemini suçlamak istemem ama
bir gerçek var ki onlar bizi sömürmekten başka bir şey istemiyor. Sömürü
düzenlerine en uygun yönetimlerle çalışmak istemektedirler.
Bizler, geniş anlamıyla siyaset yapardık ama dar anlamıyla
siyasete girmezdik. Başka deyişle olaylar üzerinde hele da şahıslar üzerinde
hiç konuşmazdık. Bu sefer nasıl olduysa şahıslardan da söz ettik. Biraz da
dozunu kaçırdık herhalde. Ama kendimiz söyledik kendimiz işittik. İşte, birazını
da siz okuyucularla paylaştık. Fazla bir
şey paylaştığımız da yok:
Kendi aklımızı kullanmak gerektiğini vurguladık da vurguladık.
Devletin aklı, devletin bekası, düzenin devamı ve benzeri
düşüncelerin vicdanları karartmamasını söyledik. Başka?
Başta hukukçular olmak üzere, tarihçiler ve tüm aydınlarımızın
cesaretle toplumumuzu aydınlatması gerektiğini de söyledik.
Erdoğan Bey de ben de 83 yaşındayız. Çözüm üretebilmek
yeteneğimiz olsa, canımız feda, hemen paylaşırdık ama bırakın çözüm önermeyi
durumu bile doğru dürüst değerlendiremiyoruz. Onun için hukukçuları ve
tarihçileri kınıyoruz. Haklarını helâl etsinler. Bu kınamalarımızı iyi
niyetimize versinler. Ne halde olduğumuzu anlatamayız. Erdoğan Bey,
televizyonda seyrettiği kâğıt toplayan bir bayanın dramını anlatırken ikimizde
göz yaşlarımızı tutamadık. Bu millet bunu hak etmedi.
Umarız
ki bu millet bu son siyası tuzaktan da kurtularak Cumhuriyetimizi ve demokrasiyi
kurtaracaktır.
Sabahattin Gencal, İstanbul 06. 06. 2026
