(…)
Vatanımızın,
milletimizin “beka meselesi” konusu uzun zaman gündemde kalmıştı. Tabii bu da
çok önemlidir; ancak teşhisi iyi yapmak, yapılabilirliği olan çözüm yolları
üretmek daha önemlidir. Beka meselesini ağzına dolayanlardan bazılarının
toplumumuzun okumasını istemedikleri unutulmamıştır. Gerçi böyle kişiler
istisnadır; ama bu istisna dediklerimizin önemli yerleri işgal ettikleri de
unutulmamıştır.
Okuma
oranının düşük olmasının bin bir sebebinden biri de dilimizin yabancı dillerin
istilasına uğramış olmasıdır. Dilimizdeki Arapça, Farsça ve Osmanlıca
kelimeleri kapı dışarı atmaya uğraşırken Fransızcaya, İngilizceye, Almancaya
kapıları ardına kadar açtık. Türkçe kavramlar, terimler de üretemedik. Bütün bu
ihmallerimizin sonucu olarak okuduğumuzu da anlayamaz olduk.
Okuma
oranının düşük olması, okuyanların da okuduklarını tam olarak anlayamaması
elbette büyük bir sorundur. Çok daha kötü olanı bu durumu sorun olarak
görmemektir. “En sade yurttaştan en yetkili kişiye kadar, bu durum kimsenin
umurunda değil.” desek, yanlış mı söylemiş oluruz? Yazılı ve sözlü basını,
sosyal medyayı, üzerinde en çok durulan konular açısından inceleyelim. Okuma
oranını yükseltmek diye bir soruna rastlar mıyız? Yurttaşlara sorsak okumaya
ihtiyaç duyup duymadıklarını; okuma ihtiyacı kaçıncı sırada olurdu?
İşin
en ilginç yanı mı desek, işin püf noktası mı desek, işin en garip yanı mı
desek, bilemiyorum. Bu okumama, okuduğunu anlamama faciası nüfusun %90’ından
fazlasının Müslüman olduğu toplumumuzda olmasıdır. Kur’an-ı Kerim’in ilk
emrinin “oku” olduğu bilinmesine rağmen. Bu arada Kur’an okumamız gerektiğini
de belirtelim. Tabii anlayarak ...
İnanıyorum
ki, yukarıda sıraladıklarımızı, herkes doğru bulmaktadır. Yine inanıyorum ki, okuyucularımızın bu
konuda bilgileri, gözlem ve deneyimleri vardır. Hatta çalışmaları da vardır...
(…)
__________________________
Sabahattin Gencal, Aylak Aylak Dolaşıyorum İnternetSokaklarında, Cinius Yayınları, İstanbul, 2021