İmam-ı Rabbânî Hazretleri tarafından Molla Hasan Keşmîrî'ye yazılan 100. Mektup, Şeyh Abdülkerim Yemenî’nin "Sübhan Hak gaybı bilmez" sözüne bir reddiye ve bu ifadenin ilmi/kelami boyutlarını açıklayan bir mektuptur. Metnin sistematik özeti şu şekildedir:
1. Ana Muhatap ve Tepki (Giriş)
- Şeriat Hassasiyeti: İmam-ı Rabbânî, Allah'ın gaybı bilmediğine dair iddiaları duyduğunda
"Farukî damarının" (Hz. Ömer'in şeriatı koruma tavrının)
kabardığını belirtir. Söyleyen kim olursa olsun (İbn-i Arabî veya Şeyh
Abdülkerim Yemenî), bu tarz sözlerin tevil edilerek yumuşatılamayacağını
vurgular.
- Asıl Ölçü:
Tasavvufi eserler veya şahsi kelamlar (Füsus) değil, doğrudan ayet ve
hadisler (nüsus) esas alınmalıdır. Müslümanlar için Muhammedî ölçüler,
tasavvuf büyüklerinin sözlerinden daima üstündür.
2. İddianın Şer'î Açıdan
Geçersizliği ve İnkar Boyutu
- Ayetlerin Açık Hükmü: Allah, Haşr Suresi 22. ayette Kendisini "Gaybı bilen"
olarak nitelendirmiştir. Bu sıfatı Allah'tan nefyetmek (yok saymak), O'nu
yalanlamak anlamına gelen büyük bir kabahattir.
- Cezbe ve Sarhoşluk İstisnası: Hallâc-ı Mansûr (Enel-Hak) veya
Bayezid-i Bistâmî (Sübhânî) gibi
zatlar, manevi sarhoşluk ve cezbe (hâllerin galip gelmesi) anında bu
sözleri söyledikleri için mazurdurlar. Ancak Abdülkerim Yemenî’nin bu sözü
bilerek, uyanıkken ve tevil mekanizmasına güvenerek söylemesi kabul
edilemez; özrü yoktur.
3. "Gaybı Bilmez" Sözünün
Felsefi/Mantıki Açıklaması ve Reddi
Mektubun devamında, bu iddiayı ortaya atanların dayandığı mantıki argüman
ve İmam-ı Rabbânî'nin buna cevabı yer alır:
- Karşı Tarafın Tezi: Bazı düşünürlere göre gayb, "madumdur" (yokluktur). Yok
olan bir şey ise "malum" (bilinen) olamaz, dolayısıyla ilim
yokluğa taalluk etmez. Tıpkı "Allah kendi ortağını
(şerikini) bilir" denilemeyeceği gibi; çünkü Allah'ın
ortağı mutlak bir yokluktur, hakikati yoktur.
- İmam-ı Rabbânî’nin İtirazı: Bir şeyin zihnen kavram (mefhum) olarak tasavvur edilmesi mümkündür.
İlim, mutlak yokluğa değil, o şeyin zihindeki hakikatine veya varlık
potansiyeline taalluk edebilir. Dolayısıyla bu mantık silsilesi Allah'ın
ilmini sınırlamak için kullanılamaz.
4. Ehadiyet Mertebesi ve İlahi İlim
Türleri (Kelami Analiz)
- Zatî İlim: Allah
sıfatlardan münezzeh olduğu mertebede dahi (Ehadiyet) her şeyi sıfatla
değil, doğrudan kendi Zâtı ile bilir. Sıfatları nefyeden felsefeciler bile
Allah'ın "Âlim" (Bilen) olduğunu kabul etmek zorundadır.
- Husûlî ve Huzûrî İlim Ayrımı:
- Husûlî İlim: Bir
şeyi, onun zihindeki sureti ve sınırları vasıtasıyla kuşatarak bilmektir
(maddesel/sonradan olan ilim).
- Huzûrî İlim:
Aracısız, doğrudan varlığıyla bilmektir. Allah'ın kendi Zâtını ve her
şeyi bilmesi huzûrî ilim iledir. Bu yüzden
"Kuşatmak (ihata) ilmin doğasında vardır, Allah ise kuşatılamaz,
öyleyse Kendini bilmez" tarzındaki felsefi argümanlar geçersizdir;
çünkü bu kurallar sadece yaratılmışların husûlî ilmi için geçerlidir.
Sonuç
Mektup, Allah'ın her şeyi (Zâtını ve gaybı) huzûrî ilmiyle eksiksiz
bildiğini tescil ederek, şeriatın zahirine ve ayetlere aykırı düşen
felsefi/tasavvufi yorumların kesin bir dille reddedilmesiyle ve Peygamber
Efendimiz'e (s.a.v.) salat-u selam getirilerek son bulur.