10 Haziran 2026 Çarşamba

Zihin Kalıpları

 



Bir yazar ne yazarsa yazsın okuyucu yazarın yazısını kendi zihnindeki otomatik şablonlara (kategoriler, şemalar) göre algılar. Algılananlar yorumlanabildiği ölçüde yazı anlaşılmış olur. Bu gerçeği öteden beri biliyoruz. Bildiğimiz başka bir şey daha var. Okuyucu yetiştiği aileye, çevreye, aldığı eğitime, kültür ortamına vb. göre zihin şemaları oluşturur ki bu normaldir. Bir de bilmediğimiz ya da bildiğimizi sanmakla birlikte tam bilmediğimiz hususlar var.

İnsan zihnindeki kalıplar dönüştürülebiliyor. Yeni kalıplar oluşturulabiliyor. Buna ne mühendisliği dediklerini bilmiyorum. Siyaset mühendisliği kavramını duymuştuk. Buna da yüksek siyaset mühendisliği adını versek olur mu? Sürüleştirmek desek olmaz, hipnoz desek yakışık almaz. Gizli el, derin devlet eli… Ne dersen de. Önemli olan nedir biliyor musunuz?

Tehlike çanlarının sesleri bayağı yükseldi. Hani füzeler atıldığında sirenler çalıyor ya işte öyle bir şey.

Ne o be, çanlar, sirenler… Savaşta mıyız ki… diyenler olabilir. Evet, arkadaşlar adını veremeyeceğim bir savaştayız.

İnsanlar bizi gözlerine kestirdiler, kısa zamanda algılarımızı değişeceğine, cumhuriyet ve demokrasi adı altında monarşiye yarabbi şükür diyeceğimize inanılıyor.

Ammada büyüttük değil mi? Pireyi deve mi yaptık? Peki, niçin yaptık. Durumu herkes görüversin diye olabilir mi?

Peki, şimdi satırlar arasında pireyi arayalım:

Bir televizyon kanalı sahibi, kendisine sataşanlara yurt dışından cevap niteliğinden bir yazı gönderiyor. Bu yazıdan birkaç satır:

“X Parti'li bir vekil söyleşi yapıyor,  … TV'yi bize verin, biz 3 ayda algıyı tersine çevirelim" diyor bu kadar seçmenini tanıyorlar.”

3 üç ayda, üç ayda, 3 ayda algıyı tersine çevirmekten emin.  Eee, birkaç kanal dışında birçok kanalı uzun amandan beri elinde bulunduranlar kim bilir ne algılar oluşturdular?

Üniversitede öğretim görevlisi olarak çalıştıktan sonra emekli olan bir öğrencim. Bana yazdığı bir yorumda: “Yazınızı okurken meşhur şu sözü hatırladım: 'Namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmaz.

Oku, yaz, düşün, paylaş...

Ya da yat yat uyu, uyu uyu yat. (Yorgunuz ve dinlenme anlayışımız da bu ne yazık ki!)”

Ben bir odadan bir odaya zor giderken, sözünü ettiğim öğrencim Avrupa’da ve Türkiye’de sık sık seyahat eden biri. Zaman zaman, boşuna yazdığımı da ima eden biçimde yorumlar yazdı. Biz de pireyi deve yapalım, ders zili yerine çanlar çalalım ki millet uyansın dedik…

Değerli okurum, doğrusu böyle yazmaya da sıkılıyorum. Kulağımızı tersten göstermek oluyor. Herkesin bildiğini kimden saklıyoruz. Türkiye’mizde kumpasların bini bir para. Herkes ekmek derdine düşmüşken emperyalistlerin ekmeğine yağ sürülmeye devam ediliyor.

Bu böyle devam etmez. Daha doğrusu etmemeli.

Sabahattin Gencal, İstanbul, 10. 06. 2026