12 Haziran 2026 Cuma

Rabbanının Mektupları- 102

 İmam-ı Rabbânî Hazretleri’nin Molla Muzaffer’e yazdığı 102. Mektup, faizin (ribânın) her şartta haram olduğunu vurgulamakta, "ihtiyaç" veya "gelenek" adı altında faizli borçlanmayı meşrulaştırmaya çalışan yaklaşımları reddetmektedir.

Metnin sistematik özeti konu başlıklarına göre şu şekildedir:

1. Mektubun Yazılış Sebebi ve Temel İddia

Molla Muzaffer, fıkıh kitaplarına (özellikle Kunye adlı esere) dayanarak, faizli bir borçta haram olan kısmın borcun aslı değil, sadece borca eklenen fazlalık (faiz miktarı) olduğunu ve ihtiyaç durumunda faizli borç almanın caiz olabileceğini öne sürmüştür. İmam-ı Rabbânî bu görüşe kesin bir dille karşı çıkarak faizin aslına ve teferruatına dair hükmü açıklar.

2. Faizin Haramlığının Kesinliği ve İstisnasızlığı

  • Nass ile Sabitlik: Faizin haramlığı kesin delillerle (nass) sabittir. Bu hüküm zengin-fakir, muhtaç olan-olmayan herkesi kapsar.
  • Güvenilmez Rivayetlerin Reddi: Kunye gibi kitaplarda geçen ve faize cevaz veren rivayetler, muteber fıkıh kitaplarına aykırı olduğu için Lahor uleması tarafından itimada şayan bulunmamıştır. Kesin bir hüküm, zayıf rivayetlerle ortadan kaldırılamaz (neshedilemez).

3. "İhtiyaç" Kavramının Sınırları ve İstismar Edilmesi

  • Zaruret Şartı: Eğer dinde bir ihtiyaçtan ötürü harama ruhsat verilecekse, bu ihtiyacın "ölüm döşeğindeki birinin açlıktan ölmemesi" gibi mutlak bir çaresizlik ve hayati bir zaruret (ölüm kalım meselesi) olması gerekir.
  • Genel İhtiyaç Bahanesi: Eğer her normal ihtiyaç faize gerekçe yapılsaydı, dünyada faiz yasağının hiçbir anlamı kalmazdı. Çünkü zaten hiç kimse durup dururken, ihtiyacı olmadan faizli borç altına girmez. Dolayısıyla "ihtiyacım vardı" bahanesi faizi helal kılmaz.

4. Geleneksel Törenler ve Ziyafetler İçin Faiz Alınması

  • Yemek ve Gösteriş Muhtaciyet Değildir: Günümüzde insanların düğün, ziyafet, cenaze veya geleneksel merasimlerde ikramda bulunmak için faizli borç almaları kesinlikle bir "ihtiyaç" değildir.
  • Cenaze Örneği: Ölen bir kişinin malından kefen ve defin masrafları zaruri olarak karşılanır ancak ruhu için yemek yedirmek dini bir zorunluluk (zaruret) değildir. En çok sadakaya muhtaç olan ölü için bile bu helal kılınmamışken, dirilerin ziyafet ve merasim uğruna faizli borç alması kabul edilemez.
  • Başkalarının Durumu: Bu hileli yollarla alınan faizli borçlarla hazırlanan yemekleri başkalarının yemesi de helal değildir. Bu durumu caiz görmek dinden uzaklaşmaktır.

5. Şüpheli Şeylerden Kaçınma (Takva ve Azimet)

  • Zamanın Şartları ve İmkânlar: Molla Muzaffer’in "Bu zamanda şüphesiz hiçbir şey kalmadı" sözü bir dereceye kadar doğru olsa da, kulun elinden geldiğince gücü yettiği nisbette haramdan sakınması gerekir. Örneğin Hindistan şartlarında abdestsiz tarım yapılmasının önüne geçmek imkansız olabilir (zarurettir), ancak faizli yemekleri yememek ve faizden uzak durmak gayet kolaydır ve kişinin iradesindedir.
  • Ruhsat Değil Azimet: Takva ehli kimseler (vera sahipleri) şüpheli durumlarda esneklik aramaz (ruhsatla amel etmez), dinin en güvenli ve kesin olan hükmünü (azimeti) seçerler.

6. Kefaretler ve Meşru Çıkış Yolu

  • Borç Yerine Oruç: Yemin veya zıhar kefareti gibi dini yükümlülükleri yerine getirmek için bile faizli borç alınamaz. Parası olmayan kişi bunun yerine oruç tutar.
  • İlahi Vaat: İmam-ı Rabbânî mektubunu bir ayet-i kerime ile bitirerek, Allah’tan hakkıyla korkup takva sahibi olanlara mukaddes zatın mutlaka meşru bir çıkış yolu ihsan edeceğini ve onları ummadıkları yerden rızıklandıracağını (Talak Suresi 2-3) hatırlatır.

Sonuç / Çağrı

İmam-ı Rabbânî, mektubun muhatabına takva ehli bir hoca olarak düşen görevin; faiz belasına düşen toplumu uyarmak, "iyiliği emredip kötülükten sakındırmak" (emr-i maruf nehy-i anil münker) ve insanlara bu faiz hilelerinin geçersizliğini anlatmak olduğunu belirterek mektubunu sonlandırır.