İmam-ı Rabbânî Hazretleri’nin Molla Muzaffer’e yazdığı 102. Mektup, faizin (ribânın) her şartta haram olduğunu vurgulamakta, "ihtiyaç" veya "gelenek" adı altında faizli borçlanmayı meşrulaştırmaya çalışan yaklaşımları reddetmektedir.
Metnin sistematik özeti konu başlıklarına göre şu şekildedir:
1. Mektubun Yazılış Sebebi ve Temel
İddia
Molla Muzaffer, fıkıh kitaplarına (özellikle Kunye adlı esere)
dayanarak, faizli bir borçta haram olan kısmın borcun aslı değil, sadece borca
eklenen fazlalık (faiz miktarı) olduğunu ve ihtiyaç durumunda faizli borç
almanın caiz olabileceğini öne sürmüştür. İmam-ı Rabbânî bu görüşe kesin bir
dille karşı çıkarak faizin aslına ve teferruatına dair hükmü açıklar.
2. Faizin Haramlığının Kesinliği ve
İstisnasızlığı
- Nass ile Sabitlik: Faizin
haramlığı kesin delillerle (nass) sabittir. Bu hüküm zengin-fakir, muhtaç
olan-olmayan herkesi kapsar.
- Güvenilmez Rivayetlerin Reddi: Kunye gibi kitaplarda geçen ve faize cevaz veren
rivayetler, muteber fıkıh kitaplarına aykırı olduğu için Lahor uleması
tarafından itimada şayan bulunmamıştır. Kesin bir hüküm, zayıf
rivayetlerle ortadan kaldırılamaz (neshedilemez).
3. "İhtiyaç" Kavramının
Sınırları ve İstismar Edilmesi
- Zaruret Şartı: Eğer
dinde bir ihtiyaçtan ötürü harama ruhsat verilecekse, bu ihtiyacın
"ölüm döşeğindeki birinin açlıktan ölmemesi" gibi mutlak bir
çaresizlik ve hayati bir zaruret (ölüm kalım meselesi) olması gerekir.
- Genel İhtiyaç Bahanesi: Eğer her normal ihtiyaç faize gerekçe yapılsaydı, dünyada faiz
yasağının hiçbir anlamı kalmazdı. Çünkü zaten hiç kimse durup dururken,
ihtiyacı olmadan faizli borç altına girmez. Dolayısıyla "ihtiyacım
vardı" bahanesi faizi helal kılmaz.
4. Geleneksel Törenler ve
Ziyafetler İçin Faiz Alınması
- Yemek ve Gösteriş Muhtaciyet Değildir: Günümüzde insanların düğün, ziyafet, cenaze
veya geleneksel merasimlerde ikramda bulunmak için faizli borç almaları
kesinlikle bir "ihtiyaç" değildir.
- Cenaze Örneği: Ölen bir
kişinin malından kefen ve defin masrafları zaruri olarak karşılanır ancak
ruhu için yemek yedirmek dini bir zorunluluk (zaruret) değildir. En çok
sadakaya muhtaç olan ölü için bile bu helal kılınmamışken, dirilerin
ziyafet ve merasim uğruna faizli borç alması kabul edilemez.
- Başkalarının Durumu: Bu hileli yollarla alınan faizli borçlarla hazırlanan yemekleri
başkalarının yemesi de helal değildir. Bu durumu caiz görmek dinden
uzaklaşmaktır.
5. Şüpheli Şeylerden Kaçınma (Takva
ve Azimet)
- Zamanın Şartları ve İmkânlar: Molla Muzaffer’in "Bu zamanda şüphesiz hiçbir şey kalmadı"
sözü bir dereceye kadar doğru olsa da, kulun elinden geldiğince gücü
yettiği nisbette haramdan sakınması gerekir. Örneğin Hindistan şartlarında
abdestsiz tarım yapılmasının önüne geçmek imkansız olabilir (zarurettir),
ancak faizli yemekleri yememek ve faizden uzak durmak gayet kolaydır ve
kişinin iradesindedir.
- Ruhsat Değil Azimet: Takva ehli kimseler (vera sahipleri) şüpheli durumlarda esneklik
aramaz (ruhsatla amel etmez), dinin en güvenli ve kesin olan hükmünü
(azimeti) seçerler.
6. Kefaretler ve Meşru Çıkış Yolu
- Borç Yerine Oruç: Yemin
veya zıhar kefareti gibi dini yükümlülükleri yerine getirmek için bile
faizli borç alınamaz. Parası olmayan kişi bunun yerine oruç tutar.
- İlahi Vaat: İmam-ı
Rabbânî mektubunu bir ayet-i kerime ile bitirerek, Allah’tan hakkıyla
korkup takva sahibi olanlara mukaddes zatın mutlaka meşru bir çıkış yolu
ihsan edeceğini ve onları ummadıkları yerden rızıklandıracağını (Talak
Suresi 2-3) hatırlatır.
Sonuç / Çağrı
İmam-ı Rabbânî, mektubun muhatabına takva ehli bir hoca olarak düşen
görevin; faiz belasına düşen toplumu uyarmak, "iyiliği emredip kötülükten
sakındırmak" (emr-i maruf nehy-i anil münker) ve insanlara bu faiz
hilelerinin geçersizliğini anlatmak olduğunu belirterek mektubunu sonlandırır.