18 Haziran 2026 Perşembe

İsraf Haramdır.

                                                                                        


                                                              İSRAF HARAMDIR

(İsraf etmeyelim, başkalarını israfına da sebep olmayalım)


İsraf haramdır.1 En büyük israf zaman israfıdır.2 Zaman israfı kişinin, insana ve hayata hiçbir katkısı olmayacak işlerle ve düşüncelerle oyalanmasıdır.3

Zaman israfını önlemek için, her şeyden önce kimlerin zamanı değerlendirmiş sayıldığını, kimlerin zamanı israf etmiş sayıldığını bilmek gerekir. Ayrıca bu konuda uzmanların görüşlerini de öğrenmekte yarar var:4

Zaman israfını önlemek için bazen konuyu bilmek, önemini kavramak da işe yaramayabilir. Uzağa gitmeye, günümüz Türkiye’sindeki yöneticilerden, siyasetçilerinden yazılı ve görsel medya mensuplarından vb. söz etmeye gerek yok. Kendimden örnek vereyim:

Ben bilinçli bir Müslüman ailede ve yörede büyüdüm. İsrafın her türlüsünden kaçınırdık. Ben şimdi bazıları kapanmış olan, bazıları da eski düzeylerinde olmayan en iyi okullardan mezun oldum. Üstelik zaman yönetimi dersleri de aldım. Buna rağmen utanarak ve üzülerek söylüyorum ki zamanımızı israf ediyorum.

Yine garip ve üzücüdür ki bahanelere sığınıyorum. Başta bizleri yönetenleri, bizi sömürmeye çalışanları, kaos yaratarak emellerini gerçekleştirmek isteyenleri suçluyorum.

Evet, yukarıda söylediklerim artık herkes tarafından da biliniyor ama korku ikliminden ötürü ya da operasyon gürültüleri ve “butlan” sis bombası yüzünden kimsecikler bildiklerini söylemiyor. Yani en az benim kadar zamanlarını öldürüyor yurttaşlarımız. 

Bu zaman öldürmenin maliyeti hesaplanamaz. Basit bir örnek vereyim:

Ben ortalama olarak günde iki saat televizyon izlerim. Aşağı yukarı 2-3 saat de internette çalışırım. Bu arada medyayı ve sosyal medyayı da internet aracılığı ile takip ederim. Belki, dışarı çıkamadığımdan bu kadar çok zaman harcamış oluyorum. Onun için Türkiye ortalaması olarak 2,5 saat diyelim. Bunu nüfus sayımızla çarpın. Kaç saat ediyor? Peki, bu durumda kaç asır geride kalmış olduk? Öte yandan boşuna zaman geçirmemiş olsaydık katetebileceğimiz ilerleme?

1971 harekâtında başbakan yardımcılığına Amerika’daki işinden alınıp getirilen rahmetli Atilla Karaosmanoğlu, bir konuşmasında, aklımda kaldığı kadarıyla yazıyorum. Bunları ve şunları yaparsak Avrupa’yı ancak 4434 senede yakalayabiliriz, demişti. Dört bin dört yüz aklımda gibi 34 ü ben ekledim. Eklemesem 44 olarak algılanacak. Doğrusu o zaman haddim olmayarak kınamıştım kendisini. Yol mu ölçüyorsun ki küsuratını da veriyorsun? Moralimizi niye bozuyorsun?  Biz, Allah’ın izniyle en kısa zamanda… diyordum içimden. İnce hesaplara girmiyordum. Biz bunları, şunları yaparken Avrupa’nın yerinde saymayacağını pek akla getiremiyorduk.

Bu anda yani dijitalleşme çağında diğer isimle yapay zekâ çağında ne durumdayız? Bir kere daha Karaosmanoğlu’na Allah’tan rahmet diliyorum. Demek ki 1970’ lerde kanım fazla kaynıyordu.

Bu arada yazılı ve görsel medyanın tamamı suni / yapay başka deyişle iktidarın işine gelecek ekonominin çöküşünü, eğitimin geriye gidişini, hukukun bir garip hale dönüşünü, yönetimin “merhametli monarşi”ye dönmek üzere olduğunu kamufle edecek gündemlerle meşgul oluyor diyemeyiz. Arada bir de olsa doğruyu söyleyenler de oluyor her halde.

İçimizden, ne yani Belediye operasyonları ve mutlak butlan rivayetleri ele alınmasın mı? Geçiyor olabilir. Bakın ne yazıyor Prof. Dr. Muhammet Özekes “CHP Kurultayı ile ilgili olarak verilen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) Kararı birçok açıdan değerlendirilmiştir. Ancak karar aynı zamanda ve asıl (görev, yargı yolu, anayasa hukuku, seçim hukuku, kamu hukuku, ceza hukuku tartışmaları ve bu yöndeki doğru olup olmaması bir yana) usûl hukuku sorunudur. Karar hem yargılama hem esas hem de tedbir bakımından birçok usûl sorununu ve yanlışlığını barındırmaktadır. ‘Butlan’ hukukta karşılığı olmayan izahı zor bir karar.” (15/06/2026 00:01, gorusler@karar.com)

Bizlere öğretilen şudur: Usûl sorunu olan dosyalar kapağı açılmadan iade edilir. Kaldı ki Hukuk tanımayarak insanların saygınlıklarını sıfırlamaya çalışmak ne demek? Ne demek olacak insanlıktan çıkmak demek diyebilirsiniz.

İnsanların saygınlıklarıymış bendeki düşünceye de bak. İnsanların geleceği ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası söz konusudur…

Bu kadar yazmam da zaman israfıdır. Lütfen düşünelim ve zamanımızı israf etmeyelim. Toplumumuz ve Cumhuriyetimiz için öncelikler neyse zamanımızı bunların gerçekleştirmesi için harcayalım. Elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışalım.

Çalışan Mahrum kalmaz.

Sabahattin Gencal, İstanbul, 18. 06. 2026

__________________________

1.   Ayet: A'râf Suresi 31. ayette şöyle buyrulur: "Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz; çünkü             Allah israf edenleri sevmez."

    Hadis: Hz. Muhammed (s.a.v.), suyu kullanırken bile ölçülü olunmasını öğütlemiş ve "Abdest alırken bile su israf edilmez" uyarısında bulunmuştur. 

2. Zaman, yerine konulamayan, biriktirilemeyen veya satın alınamayan tek kaynaktır. Parayı, enerjiyi ya da eşyaları kaybedip tekrar kazanabilirsiniz; ancak boşa harcanan bir saniye dahi asla geri gelmez. İslam ve İhsan +2

“Kıyâmet gününü gördüklerinde (dünyada) sadece bir akşam vakti ya da kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar.” (en-Nâziât, 46)

 3. Zaman israfı; kişinin sahip olduğu en değerli ve geri döndürülemez sermaye olan zamanı, kendisine veya hedeflerine hiçbir maddi, manevi, zihinsel ya da fiziksel değer katmayan işlerle boşa harcaması veya “zaman öldürmesi” durumudur. İslam ve İhsan +2

Zaman israfı genellikle bilinçsiz davranışlardan veya kötü alışkanlıklardan doğar: 

4. Zaman yönetimini geliştirerek israfın önüne geçmek mümkündür: İslam ve İhsan +1

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde; “Bir kimse kıyamet günü ömrünü nerede tükettiğinden, ilmi ile ne gibi işler yaptığından, malını nereden kazanıp nereye harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından sorulmadıkça bulunduğu yerden ayrılamaz.”

Ayrıca Bakınız:

https://sigmacenter.com.tr/blog/7-temel-israf/

https://www.somuncubaba.net/makale/zamanin-israfi-2#:~:text=Peygamber%20Efendimiz

 

 

 

Yoldan Çekilmeyeceğim

 

 

 



 Yazmak konusunda bin bir yazı okumuşuzdur. Okuyamadıklarımız da bir o kadar. Her yazıda bir tane olsun doğruluk payı olabilir mi, olabilir. Yani, şimdi ben şunun için yazıyorum deyiversem yanlış mı söylemiş olurum? Herkesin doğruları var, yanlışları var. Doğrular bazen yanlış; yanlışlar da bazen doğru olabiliyor mu, olabiliyor. En çok da buna hayret ediyorum. Gazetelerde okuyoruz:

Doğru bildiğimiz Yanlışlar… Veya tersi… Onun için neden yazdığımı belirtmeyeceğim gibi, dersler vermeye de kalkmayacağım. Zaten veremem ki… Versem versem her türlü yazıyı, bu arada uzun yazıları da okuyabilme alışkanlığı vermiş olurum.

İçimden geldiği gibi yazacağım; ama her yazıyı da paylaşmayacağım. Çünkü paylaşmak büyük bir sorumluluk gerektirir. Ne olur ne olmaz; kimsenin vebalini taşıyamam. Akla şu soru geliyor: O zaman niye paylaşıyorsun ki? Ah, bu sorunun cevabını bir bilebilsem.

Toplumumuz 140 karakterli yazıları okumaya şartlandırıldı. Sözde bu şartlandırmayı kırmak için uzun uzun yazdım. Yazdım da ne oldu? Bir ortalama yol bulacağız.

“Hannibal Barca, M.Ö.218’de ordusuyla Alpleri geçerken, şiddetli soğuk kar ve tipiyle birleşince Alpler adeta geçit vermez olmuştu. Askerlerinin büyük bir kısmı donarak, kayalıklardan yuvarlanarak veya hastalanarak can verdi.

Bu durumdan ümitsizliğe kapılan generalleri geri dönmeyi önerince Anibal generallerine şöyle emrediyordu:

- “Ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız”.

Her şeye rağmen Anibal ordusunun yarısını Po ovasına ulaştırmayı başarmıştı.”

Hannibal’in sözünü bazıları şöyle yazıyor: “Ya bir yol bul ya bir yol aç, ya da yoldan çekil!”

Ben emekli, üstelik yorgun argın bir öğretmenim; ama yoldan çekilmeyeceğim. Başta gençlerimiz olmak üzere tüm okurları, bilerek veya bilmeyerek körleştiren; eser okuma alışkanlığını kazandıramayan uygulamaları kınayacağım. Bu arada karınca kararınca katkı sağlamaya çalışacağım.

Bu savaş Hannibal’in Savaşından daha önemlidir. Bunu bilesiniz. 

İster istemez uzattık yine. Kusura bakmayınız.

Sevgi ve saygılarımla.

Başiskele-Kocaeli. 09.05.2016

 _____________________

Sabahattin Gencal, HAYATIM’DANSONRA… Cinius Yayınları, İstanbul, 2020

Rabbani'nin Mektupları- 108

 Belirtilen URL’de yer alan metin, İslam düşünce tarihinin ve tasavvuf dünyasının en önemli eserlerinden biri olan İmam-ı Rabbânî Ahmed el-Fârûkî es-Sihrindî’ye ait Mektûbât-ı Rabbânî’nin 108. Mektubudur. (Hakikat Kitabevi tercümesinden alınmıştır.)

Bu metni yapısal, tematik, teolojik ve yöntemsel olarak sistematik analizi şu şekildedir:

1. Metnin Künyesi ve Yapısal Çerçevesi

  • Yazar: İmam-ı Rabbânî (ks)
  • Muhatap: Seyyid Ahmed
  • Giriş (Dua ve Temenni): Metin, geleneksel İslamî mektup adabına uygun olarak Allah’a hamd ve Peygamberimiz Hz. Muhammed’e (s.a.v.) ile onun aline salat-u selam ile başlar. İlk cümlede "Peygamber'e tâbi olmakta sebat" vurgusu yapılarak, mektubun ana fikri olan "Sünnete ve Şeriata bağlılık" temeli en baştan atılır.
  • Sonuç (Kişisel/Sosyal Talep): Mektubun sonunda, dönemin sosyal gerçekliğini yansıtan, görme engelli ve muhtaç durumda olan Şeyh Meyan Abdullah'ın oğlunun işe yerleştirilmesi veya desteklenmesi için muhataptan (Seyyid Ahmed) bir nevi referans/şefaat ricasında bulunulur.

2. Tematik İnceleme (Ana Mevzu)

Metnin temel teolojik/tasavvufi konusu: "Nübüvvet (Peygamberlik) mertebesinin, Velâyet (Velilik/Ermişlik) mertebesinden mutlak olarak daha üstün olduğunun ispatı"dır.

Tasavvuf tarihinde bazı mutasavvıflar, veliliğin Allah ile doğrudan bağ kurma yönünü (Hak'ka teveccüh) öne çıkararak velayeti nübüvvetten üstün görmüş; hatta bazıları bu tepkiyi hafifletmek için "Peygamberin kendi velayeti, kendi nübüvvetinden üstündür" argümanını sunmuştur. İmam-ı Rabbânî bu mektupta bu görüşü kesin bir dille reddeder.

3. Kavramsal Analiz ve Argümantasyon

İmam-ı Rabbânî, nübüvvetin velayetten üstünlüğünü kanıtlarken şu kavramsal zıtlıkları ve mantıksal argümanları kullanır:

  • Sekr (Manevi Sarhoşluk) vs. Sahv (Uyanıklık/İstikamet): Velayetin nübüvvetten üstün olduğunu iddia edenlerin bu sözleri "sekr" (manevi sarhoşluk ve cezb) halindeyken söylediklerini belirtir. Gerçek hakikatin ise ancak "sahv" yani halleri istikamet üzere olan uyanık büyükler (enbiyalar ve kamil mürşidler) tarafından idrak edilebileceğini vurgular.
  • Dar Gönül vs. Geniş Gönül (İnşirah):
    • Velayet ehli (Veli): Gönül darlığı (kalp dünyasının sınırlılığı) nedeniyle Hak tealaya yöneldiğinde halkı (insanları) unutur veya halka yöneldiğinde Hak'tan uzaklaşır. Aynı anda iki tarafa birden tam bir teveccüh gösteremez.
    • Nübüvvet ehli (Peygamber): Gönül genişliğine (kalp inşirahına) ve mutlak bir esnekliğe sahiptir. Peygamberlerin halka yönelmesi (tebliğ ve irşad), onların Hak ile olan bağlarını asla koparmaz. Onların halka teveccühünün içinde bile Hakka teveccüh vardır.
  • Halka Teveccühün Niteliği: Metinde, sadece dünya odaklı ve bilinçsizce yapılan "halka teveccüh", hayvan misali avam (sıradan halk) mertebesi olarak nitelendirilir. Peygamberlerin halka yönelmesi ise ilahi bir görev, şefkat ve irşad amacı taşıdığı için bu adi yönelişten tamamen münezzehtir ve yücedir.

4. Metnin Yöntemi ve Üslubu

  • Reddiye ve Düzeltme Yöntemi: İmam-ı Rabbânî, İslam akidesine veya tasavvufi dengelere zarar verebilecek hatalı algıları (vehimleri) ortadan kaldırmak için doğrudan ve net bir üslup kullanır ("İş, hakikatta anlatılanın aksinedir", "Yanlış sözden Allah'a sığınmak gerek").
  • Dengeli Yaklaşım: Yanlış görüş bildiren meşayihı (tasavvuf büyüklerini) tamamen tekfir veya tahkir etmez; onların bu hatayı "sekr" (manevi sarhoşluk) halinde yaptıklarını belirterek hatanın kaynağını psikolojik/manevi bir duruma bağlar.
  • Edebi Kapanış: Teolojik tartışmayı "Mübarek olsun nimet sahiplerine erdikleri" mısrasıyla tatlıya bağlayarak, buradaki derinliği ancak o makama erenlerin tam manasıyla anlayabileceğine işaret eder.

Genel Değerlendirme

Bu kısa mektup, İmam-ı Rabbânî’nin genel misyonu olan "Tasavvufu, Şeriat ve Sünnet çizgisine çekme (Müceddidlik)" gayesinin mikro bir örneğidir. Yazar, velilik makamını ne kadar yüce olursa olsun peygamberlik makamının altına konumlandırarak İslam'ın ana omurgasını korumayı hedeflemiştir. Mektubun sonundaki dünyevi/sosyal rica ise, bu derece yüksek manevi ve teolojik konularla ilgilenen bir kamil mürşidin, toplumsal sorunlara ve ihtiyaç sahiplerine karşı ne kadar duyarlı olduğunu gösteren pratik bir hayat dersidir.

 

Ahlak

 


 
Takip Et
🎙 “Düşünüyorum, o hâlde varım değil; ahlaklıyım, o hâlde varım.” Mustafa Bilgiç
#CumayaDoğru
Daha azını gör

Merdiven

 


Paylaştığınız "stairs-96937_1280.jpg" isimli görsel, Pixabay platformunda ücretsiz olarak paylaşılan anonim bir stok fotoğraftır.

Bu tür görseller telifsiz (Creative Commons CC0 veya Pixabay Lisansı) olarak kamuya açık sunulduğu için internet genelinde pek çok blog, makale ve web sitesinde kaynak gösterilmeden kullanılabilmektedir. Dijital ortamda serbestçe erişilebilen genel bir görseldir.



Kim Ağlatmış Yarim Seni

 


Yüreklere İşlenen Anadolu Türküleri...!!! 30 Dk. Karışık Türküler✔️

SANATÇI : ŞEMSİMAH ŞENER 00:00 KİM AĞLATMIŞ YARİM SENİ 04:04 BİR TEL ÇEKTİM MARDİNDEN (SABİHA) 06:58 KEVENGİN YOLLARINDA 10:45 YEŞİL BAŞLI GÖVEL ÖRDEK 14:36 KÜTAHYANIN PINARLARI 18:43 YEMEN TÜRKÜSÜ (HAVADA BULUT YOK) 22:21 SEVDA EKTİM 25:45 KARADIR KAŞLARIN

Bertrand Russell'den Vecize

 


                                                   Bertrand Russell - Vecize

İstiklâl Caddesi'nde Yürürken

 



İstiklâl Caddesi'nde Yürürken | Bir Ahmet Gencal Şiiri

İstiklâl Caddesi'nin kalabalığında, felsefe sözlüğü ile bir yolculuğa çıktım. İnsanlığa, geleceğe ve caddeye dair notlarımı kelimelere döktüm. "Bir Ahmet Gencal Şiiri" olan bu eser, hayatın kıvrımlı caddelerinde bir tohum daha bırakma gayretiyle kaleme alınmıştır. 📖 Şiir: Ahmet Gencal 🎙️ Seslendirme: Yapay Zeka İlham Alınan Blog Yazıları: Sabahattin Gencal Önsöz Gibi: https://gencalsabahatti.blogspot.com/... ve İstiklâl Caddesinde Yürürken Felsefe Yapılır mı? https://gencalsabahatti.blogspot.com/... Satır aralarında kendi hikâyenizi bulmanız dileğiyle...