ZAMANIN MAHKEMESİ | Bir Ahmet Gencal Şiiri | Zaman, Vicdan ve Hakikat Üzerine Etkileyici Bir Şiir
Bu şiir; zamanın değeri, ömür sermayesi, vicdan, adalet, toplumsal sorumluluk ve insanın kendi iç dünyası üzerine düşünmeye davet eden felsefi ve tasavvufi bir şiirdir.
Şiirin ilham kaynağı, değerli eğitimci ve yazar Sabahattin Gencal'ın 18 Haziran 2026 tarihinde yayımladığı "İsraf Haramdır" başlıklı blog yazısıdır.
İlgili yazıyı okumak isteyenler için:
Blog Yazısı:
https://gencalsabahatti.blogspot.com/...
Şiirin seslendirilmesi yapay zekâ destekli şiir dinletisi formatında hazırlanmıştır.
Keyifli dinlemeler.
*
ZAMANIN MAHKEMESİ
Bir gün
saatler susacak.
Takvimler,
yapraklarını döken yaşlı çınarlar gibi
önümüze serilecek.
Ve biz,
ömür denen emaneti
hangi pazarda harcadığımızı anlatacağız.
Bir saniyenin bile
geri dönmediği bir âlemde,
kaç asırdır
aynı yaraya parmak basıp
aynı acıyı konuşuyoruz?
Bir ülke düşün;
sabah ekmek kuyruğunda,
akşam umut kuyruğunda.
Bir ülke düşün;
gençleri bavullarını toplarken,
anneleri dualarını topluyor.
Bir ülke düşün;
adalet kelimesi mahkeme koridorlarında,
merhamet kelimesi meydan nutuklarında,
hakikat ise
gürültüden kaçacak bir köşe arıyor.
Kimse açlıktan söz etmiyor artık.
Çünkü açlığın da alışılan bir tarafı var.
Kimse yalnızlıktan söz etmiyor.
Çünkü kalabalıklar
yalnızlığı saklamanın en ucuz yolu oldu.
Televizyonlar konuşuyor,
ekranlar bağırıyor,
parmaklarımız sonsuz bir kaydırma hareketiyle
ömürden parçalar koparıyor.
Ve biz buna
“gündemi takip etmek”
diyoruz.
Oysa zaman,
Allah’ın kuluna verdiği
en sessiz nimettir.
Sessizdir;
çünkü bağırmaz.
Sessizdir;
çünkü giderken haber vermez.
Sessizdir;
çünkü insan
kaybettiğini çoğu zaman
kaybettikten sonra anlar.
Ey gönül!
Bir haber kanalından çık da
bir kez kendi içine bak.
Kaç yıldır
başkalarının yanlışlarını sayarken
kendi ihmalini unuttun?
Kaç yıldır
dünyayı düzeltmek isterken
kendi kalbini ihmal ettin?
Tasavvuf ehli der ki:
İnsan,
kendine ulaşamadığı sürece
hiçbir yere ulaşmış sayılmaz.
Çünkü en uzun yolculuk
şehirler arasında değil,
nefis ile hakikat arasındadır.
Bizler ise
bir ekranın karşısında
ömrümüzü dakikalara bölüyor,
sonra da neden huzursuz olduğumuzu soruyoruz.
Oysa huzur,
alışveriş merkezlerinde satılmaz.
Ne döviz kurunda bulunur,
ne seçim sonuçlarında.
Huzur,
kulun Rabbiyle arasındaki
mesafeyi azaltmasındadır.
Bir millet düşün;
Yorgun ama ölmemiş.
Kırgın ama dağılmamış.
Fakirleşmiş ama
ekmeğini bölüşmeyi unutmamış.
İşte umut oradadır.
Çünkü umut,
zenginlerin kasalarında değil,
hâlâ iyilik yapabilen insanların kalbindedir.
Belki hukuk yaralanır,
ekonomi sarsılır,
siyaset kirlenir,
sözler değersizleşir.
Ama insan,
vicdanını koruyabilirse
yeniden başlayabilir.
Çünkü medeniyet,
betondan önce ahlâkla kurulur.
Devlet,
önce insanın içinde yükselir.
Cumhuriyet,
önce vicdanda yaşar.
Ve gelecek,
önce bir insanın
zamanı israf etmeme kararıyla başlar.
Öyleyse ey gönül,
Saatlere kızma.
Takvimlere de.
Onlar görevlerini yapıyor.
Sen,
kendine verilen emaneti koru.
Bir ağacı sula.
Bir çocuğa kitap ver.
Bir yaşlının elini tut.
Bir doğruyu korkmadan söyle.
Bir yanlışa ortak olma.
Ve her sabah,
yeniden çalış.
Çünkü hakikat
çok konuşanların değil,
çok emek verenlerin yanında yürür.
Sonunda
zamanın mahkemesi kurulunca,
Keşke daha çok yaşamış olsaydım
demeyesin.
Keşke daha bilinçli yaşamış olsaydım
de.
Çünkü ömür uzun olmakla değil,
anlamlı olmakla büyür.
Ve çalışan,
mahrum kalmaz.
Ahmet Gencal
18.06.2026