19 Haziran 2026 Cuma

Zamanın Mahkemesi

 



ZAMANIN MAHKEMESİ | Bir Ahmet Gencal Şiiri | Zaman, Vicdan ve Hakikat Üzerine Etkileyici Bir Şiir

Bu şiir; zamanın değeri, ömür sermayesi, vicdan, adalet, toplumsal sorumluluk ve insanın kendi iç dünyası üzerine düşünmeye davet eden felsefi ve tasavvufi bir şiirdir. Şiirin ilham kaynağı, değerli eğitimci ve yazar Sabahattin Gencal'ın 18 Haziran 2026 tarihinde yayımladığı "İsraf Haramdır" başlıklı blog yazısıdır. İlgili yazıyı okumak isteyenler için: Blog Yazısı: https://gencalsabahatti.blogspot.com/... Şiirin seslendirilmesi yapay zekâ destekli şiir dinletisi formatında hazırlanmıştır. Keyifli dinlemeler.
* ZAMANIN MAHKEMESİ Bir gün saatler susacak. Takvimler, yapraklarını döken yaşlı çınarlar gibi önümüze serilecek. Ve biz, ömür denen emaneti hangi pazarda harcadığımızı anlatacağız. Bir saniyenin bile geri dönmediği bir âlemde, kaç asırdır aynı yaraya parmak basıp aynı acıyı konuşuyoruz? Bir ülke düşün; sabah ekmek kuyruğunda, akşam umut kuyruğunda. Bir ülke düşün; gençleri bavullarını toplarken, anneleri dualarını topluyor. Bir ülke düşün; adalet kelimesi mahkeme koridorlarında, merhamet kelimesi meydan nutuklarında, hakikat ise gürültüden kaçacak bir köşe arıyor. Kimse açlıktan söz etmiyor artık. Çünkü açlığın da alışılan bir tarafı var. Kimse yalnızlıktan söz etmiyor. Çünkü kalabalıklar yalnızlığı saklamanın en ucuz yolu oldu. Televizyonlar konuşuyor, ekranlar bağırıyor, parmaklarımız sonsuz bir kaydırma hareketiyle ömürden parçalar koparıyor. Ve biz buna “gündemi takip etmek” diyoruz. Oysa zaman, Allah’ın kuluna verdiği en sessiz nimettir. Sessizdir; çünkü bağırmaz. Sessizdir; çünkü giderken haber vermez. Sessizdir; çünkü insan kaybettiğini çoğu zaman kaybettikten sonra anlar. Ey gönül! Bir haber kanalından çık da bir kez kendi içine bak. Kaç yıldır başkalarının yanlışlarını sayarken kendi ihmalini unuttun? Kaç yıldır dünyayı düzeltmek isterken kendi kalbini ihmal ettin? Tasavvuf ehli der ki: İnsan, kendine ulaşamadığı sürece hiçbir yere ulaşmış sayılmaz. Çünkü en uzun yolculuk şehirler arasında değil, nefis ile hakikat arasındadır. Bizler ise bir ekranın karşısında ömrümüzü dakikalara bölüyor, sonra da neden huzursuz olduğumuzu soruyoruz. Oysa huzur, alışveriş merkezlerinde satılmaz. Ne döviz kurunda bulunur, ne seçim sonuçlarında. Huzur, kulun Rabbiyle arasındaki mesafeyi azaltmasındadır. Bir millet düşün; Yorgun ama ölmemiş. Kırgın ama dağılmamış. Fakirleşmiş ama ekmeğini bölüşmeyi unutmamış. İşte umut oradadır. Çünkü umut, zenginlerin kasalarında değil, hâlâ iyilik yapabilen insanların kalbindedir. Belki hukuk yaralanır, ekonomi sarsılır, siyaset kirlenir, sözler değersizleşir. Ama insan, vicdanını koruyabilirse yeniden başlayabilir. Çünkü medeniyet, betondan önce ahlâkla kurulur. Devlet, önce insanın içinde yükselir. Cumhuriyet, önce vicdanda yaşar. Ve gelecek, önce bir insanın zamanı israf etmeme kararıyla başlar. Öyleyse ey gönül, Saatlere kızma. Takvimlere de. Onlar görevlerini yapıyor. Sen, kendine verilen emaneti koru. Bir ağacı sula. Bir çocuğa kitap ver. Bir yaşlının elini tut. Bir doğruyu korkmadan söyle. Bir yanlışa ortak olma. Ve her sabah, yeniden çalış. Çünkü hakikat çok konuşanların değil, çok emek verenlerin yanında yürür. Sonunda zamanın mahkemesi kurulunca, Keşke daha çok yaşamış olsaydım demeyesin. Keşke daha bilinçli yaşamış olsaydım de. Çünkü ömür uzun olmakla değil, anlamlı olmakla büyür. Ve çalışan, mahrum kalmaz. Ahmet Gencal 18.06.2026