İki gün önce yatsı sonrasıydı. Bir köşe yazarının yazısına göz gezdirmeye başladım. İlk paragraflarda karşılaştığım bir cümle: Mealen, klavyemle harfleri tek tek avlıyorum. Oldukça ilgimi çekti. Bu yazı göz gezdirmeklik değil. Eleştirel olarak okunması ve analizi yapılması gerekli bir yazıdır, diyerek inşallah sabahleyin okurum düşüncesiyle okumayı bıraktım.
Gözler
okumayı bıraktı ama zihin düşünmeye devam ediyor. Tabii kendi deneyimlerimle
karşılaştırarak. Önceleri yazının bütününün sansüre uğramamasına dikkat
ederdik. Sonra cümlelerin, sonra kelimelerin derken artık harfleri de dokuz
boğumdan geçirerek yazacağız. Böyle mi demek istedi acaba? Ama aslolan bu değil
miydi? Öteden beri böyle. Rahmetli öğretmenlerimizi hatırladım. Bizlere nasıl
da anlatırlardı:
Bir
anne askerde olan oğluna yazdığı mektupta “Oğlun öldü.” diye yazıyor. Oysa bir
oğlunun daha dünyaya geldiğini, doğduğunu belirtmek istemektedir. Doğdu yerine
oldu yazmak istemektedir ama o yerine ö yazmıştır. Bakın bir harf değişikliği
neye sebep olmuştur. Evet, bir harf yanlışı hem doğdurur hem öldürür.
Öğretmenlerimiz
noktalama işaretlerinin de trafik işaretlerinden daha önemli olduğunu
söylerlerdi. İşte yaygın olarak kullanılan örnek cümleler. “Oku oku adam ol
baban gibi, eşek olma.” “Oku oku adam ol, baban gibi eşek olma.” Bir virgülün
yanlış yere konması babayı adamlıktan eşekliğe indiriyor. Kısaca köşe yazarının harfleri tek tek
avlaması bu olamaz çünkü herkesin özellikle yazarların her harfi hatta her
karakteri yerinde kullanması gerekir.
Sabah
oldu. Sözünü ettiğim yazıyı aradım aradım bulamadım. Ben birkaç gazeteyi
devamlı okurum. Bazen de diğer gazetelere baktığım olur. Demek ki devamlı okuduğum gazetenin yazarı
değildi. Bu kez Google’a müracaat ettim. Ama yazarı öğrenemedim. Yazarın
cümlesi aynen aklımda kalsaydı öğrenirdim belki. Öğrendiğim şu oldu: Klavyede
bazen bozulma oluyor. Harfin fazla veya eksik yazılması vb. teknik hatalar…
Acayip
bir ruh halim var. Kafam bu konuya takılıverdi. Bu kez üç asistanımdan birini
çağırdım ve ona (Yapay Zekâya) sordum. O da yazarı bulamadı ama kelime hakkında
bilgi verdi bana.
Kelime
üzerine birçok benzetmem var. Adeta kelimelerle yaşayan biriyim. Buna rağmen
yapay zekâ sorduğuma cevap verdikten sonra şunu da yapmamı ister misiniz, böyle
yapayım mı vb. sorular soruyor. Başkası olsa, ukalalık yapma (bilgiçlik
taslama) der ve ağzının payını verirdi ama ben nedense asistanlığımı yapanlara
hiç kızamıyorum. Yöntemini beğenmememe rağmen onu rencide etmemek için “isterim”
diyorum, “tamam” diyorum, devam et diyorum…
Şimdi
bir mola verip fıkralık bir şey anlatalım. Rahmetli İsmet Gencal ağabeyimizden
duymuştum. Çok eskiden, ulaşım araçlarının olmadığı bir dönemde iki arkadaş bir
köyden bir başka şehrin bir köyüne gidecekler. Gece gündüz yürüyorlar. Bir
caminin önüne geldiler ki yatsı ezanı okunuyor. Biri dedi ki sen burada azıcık
bekle ben kılıp geleyim. Epey sonra
camiden çıkan arkadaş bekleyene, ola iş inada bindi, sen git ben sonra
yetişmeye çalışırım, dedi. Meğer teravi namazına başlanmıştı…
Ben
de asistanımla işi inada bindirdim. Verdiği cevabı kopyalayıp yapıştırıyorum ve
okumadan, isterim diyorum, kopyalayıp yapıştırıyorum ve devam et diyorum.
Nasılsa sonra bunları okurum düşüncesiyle inadım inat diyorum. Daha önce sözünü
ettiğim asistanımla yine böyle olmuştu; birinde ben pes etmiştim, birinde de
yapay zekâ. Gencal’ın sabırlı olduğunu bileceksiniz demiştim. Bu kez de pes
ettirdim. Tam 49 sayfa yazdı. Tam bir
kitap gibi. Kitabın içindekileri, kapak sayfasını falan filan yapayım mı diyor,
yap diyorum. Ik mık derken pes ediyor. Bilmem neyi yükseltmemi istiyor Türkçesi
paralı programlar öneriyor. Peki, niçin başta söylemiyorsun? Bu dünya hep böyle
mi? İşin sonu paraya dayanıyor. Bir zamanlar para pul iken şimdi put oldu.
Dün
sözünü ettiğim bu 49 sayfayı okudum. Tam bir lisansüstü tez gibi. Bugün
Focebook’ta bir reklam okudum. Bir yazar “Kelimelerin Gücü” adlı kitabını
tanıtıyor…
Biz
de “Kelimelerin Gücü Adına!” diyelim ve 49 sayfadan sadece bir paragraf
yazalım:
İnsanlık
tarihi boyunca kelimeler yalnızca bir iletişim aracı olmamış, aynı zamanda
bireylerin ve toplumların kaderini şekillendiren güçlü bir unsur olarak
varlığını sürdürmüştür. Bir söz, bazen bir insanın hayatını değiştirebilir;
bazen de milyonlarca insanı etkileyen toplumsal dönüşümlerin başlangıcı
olabilir. Bu nedenle “Kelimeler, ekildikleri yerde düşünce ve duyguların
filizlenmesini sağlayan sihirli tohumlardır.” sözü, dilin insan üzerindeki
etkisini anlatan güçlü bir metafor niteliğindedir. Tohum nasıl uygun koşullarda
büyüyüp gelişiyorsa, kelimeler de insanların zihninde ve kalbinde kök salarak
düşüncelere, duygulara ve davranışlara dönüşmektedir.
Umarım
bu yazıdan zihinlere ve kalplere kök salıp büyüyüp gelişecek bir şeycikler
alan olur.
Sabahattin
Gencal, İstanbul, 16. 06. 2026



