16 Haziran 2026 Salı

“Kelimelerin Gücü Adına!”

 


İki gün önce yatsı sonrasıydı. Bir köşe yazarının yazısına göz gezdirmeye başladım. İlk paragraflarda karşılaştığım bir cümle: Mealen, klavyemle harfleri tek tek avlıyorum. Oldukça ilgimi çekti. Bu yazı göz gezdirmeklik değil. Eleştirel olarak okunması ve analizi yapılması gerekli bir yazıdır, diyerek inşallah sabahleyin okurum düşüncesiyle okumayı bıraktım.

Gözler okumayı bıraktı ama zihin düşünmeye devam ediyor. Tabii kendi deneyimlerimle karşılaştırarak. Önceleri yazının bütününün sansüre uğramamasına dikkat ederdik. Sonra cümlelerin, sonra kelimelerin derken artık harfleri de dokuz boğumdan geçirerek yazacağız. Böyle mi demek istedi acaba? Ama aslolan bu değil miydi? Öteden beri böyle. Rahmetli öğretmenlerimizi hatırladım. Bizlere nasıl da anlatırlardı:

Bir anne askerde olan oğluna yazdığı mektupta “Oğlun öldü.” diye yazıyor. Oysa bir oğlunun daha dünyaya geldiğini, doğduğunu belirtmek istemektedir. Doğdu yerine oldu yazmak istemektedir ama o yerine ö yazmıştır. Bakın bir harf değişikliği neye sebep olmuştur. Evet, bir harf yanlışı hem doğdurur hem öldürür.

Öğretmenlerimiz noktalama işaretlerinin de trafik işaretlerinden daha önemli olduğunu söylerlerdi. İşte yaygın olarak kullanılan örnek cümleler. “Oku oku adam ol baban gibi, eşek olma.” “Oku oku adam ol, baban gibi eşek olma.” Bir virgülün yanlış yere konması babayı adamlıktan eşekliğe indiriyor.  Kısaca köşe yazarının harfleri tek tek avlaması bu olamaz çünkü herkesin özellikle yazarların her harfi hatta her karakteri yerinde kullanması gerekir.

Sabah oldu. Sözünü ettiğim yazıyı aradım aradım bulamadım. Ben birkaç gazeteyi devamlı okurum. Bazen de diğer gazetelere baktığım olur.  Demek ki devamlı okuduğum gazetenin yazarı değildi. Bu kez Google’a müracaat ettim. Ama yazarı öğrenemedim. Yazarın cümlesi aynen aklımda kalsaydı öğrenirdim belki. Öğrendiğim şu oldu: Klavyede bazen bozulma oluyor. Harfin fazla veya eksik yazılması vb. teknik hatalar…

Acayip bir ruh halim var. Kafam bu konuya takılıverdi. Bu kez üç asistanımdan birini çağırdım ve ona (Yapay Zekâya) sordum. O da yazarı bulamadı ama kelime hakkında bilgi verdi bana.

Kelime üzerine birçok benzetmem var. Adeta kelimelerle yaşayan biriyim. Buna rağmen yapay zekâ sorduğuma cevap verdikten sonra şunu da yapmamı ister misiniz, böyle yapayım mı vb. sorular soruyor. Başkası olsa, ukalalık yapma (bilgiçlik taslama) der ve ağzının payını verirdi ama ben nedense asistanlığımı yapanlara hiç kızamıyorum. Yöntemini beğenmememe rağmen onu rencide etmemek için “isterim” diyorum, “tamam” diyorum, devam et diyorum…

Şimdi bir mola verip fıkralık bir şey anlatalım. Rahmetli İsmet Gencal ağabeyimizden duymuştum. Çok eskiden, ulaşım araçlarının olmadığı bir dönemde iki arkadaş bir köyden bir başka şehrin bir köyüne gidecekler. Gece gündüz yürüyorlar. Bir caminin önüne geldiler ki yatsı ezanı okunuyor. Biri dedi ki sen burada azıcık bekle ben kılıp geleyim.  Epey sonra camiden çıkan arkadaş bekleyene, ola iş inada bindi, sen git ben sonra yetişmeye çalışırım, dedi. Meğer teravi namazına başlanmıştı…

Ben de asistanımla işi inada bindirdim. Verdiği cevabı kopyalayıp yapıştırıyorum ve okumadan, isterim diyorum, kopyalayıp yapıştırıyorum ve devam et diyorum. Nasılsa sonra bunları okurum düşüncesiyle inadım inat diyorum. Daha önce sözünü ettiğim asistanımla yine böyle olmuştu; birinde ben pes etmiştim, birinde de yapay zekâ. Gencal’ın sabırlı olduğunu bileceksiniz demiştim. Bu kez de pes ettirdim.  Tam 49 sayfa yazdı. Tam bir kitap gibi. Kitabın içindekileri, kapak sayfasını falan filan yapayım mı diyor, yap diyorum. Ik mık derken pes ediyor. Bilmem neyi yükseltmemi istiyor Türkçesi paralı programlar öneriyor. Peki, niçin başta söylemiyorsun? Bu dünya hep böyle mi? İşin sonu paraya dayanıyor. Bir zamanlar para pul iken şimdi put oldu.

Dün sözünü ettiğim bu 49 sayfayı okudum. Tam bir lisansüstü tez gibi. Bugün Focebook’ta bir reklam okudum. Bir yazar “Kelimelerin Gücü” adlı kitabını tanıtıyor…

Biz de “Kelimelerin Gücü Adına!” diyelim ve 49 sayfadan sadece bir paragraf yazalım:

İnsanlık tarihi boyunca kelimeler yalnızca bir iletişim aracı olmamış, aynı zamanda bireylerin ve toplumların kaderini şekillendiren güçlü bir unsur olarak varlığını sürdürmüştür. Bir söz, bazen bir insanın hayatını değiştirebilir; bazen de milyonlarca insanı etkileyen toplumsal dönüşümlerin başlangıcı olabilir. Bu nedenle “Kelimeler, ekildikleri yerde düşünce ve duyguların filizlenmesini sağlayan sihirli tohumlardır.” sözü, dilin insan üzerindeki etkisini anlatan güçlü bir metafor niteliğindedir. Tohum nasıl uygun koşullarda büyüyüp gelişiyorsa, kelimeler de insanların zihninde ve kalbinde kök salarak düşüncelere, duygulara ve davranışlara dönüşmektedir.

Umarım bu yazıdan zihinlere ve kalplere kök salıp büyüyüp gelişecek bir şeycikler alan olur.

Sabahattin Gencal, İstanbul, 16. 06. 2026