İmam-ı Rabbani (k.s.) tarafından talebesi Muhammed Sadık Keşmirî’ye hitaben yazılan 107. Mektup, kendisine yöneltilen üç temel soruya verilen cevaplar ile tasavvufi/itikadi marifetleri barındırmaktadır. Metnin sistematik özeti şu şekildedir:
1. Giriş ve Soru Sahibine Uyarı
İmam-ı Rabbani, mektubuna soru sahibinin üslubundaki taassup ve inat
kokusuna dikkat çekerek başlar. Cevap vermenin normalde yerinde olmadığını
fakat hem soru sahibine hem de başkalarına fayda sağlayabileceği umuduyla
(tenezzül kabilinden) bu cevapları yazdığını belirtir.
2. Birinci Soruya Cevap: Keramet ve
Harika Hallerin Azalması
- Soru: Geçmiş
evliyada keramet ve olağanüstü haller çokken, şimdiki zamanın büyüklerinde
neden bu durum azdır?
- Cevap ve Analiz:
- Keramet,
veli olmanın bir şartı veya rüknü değildir (Peygamberlerdeki mucize gibi
zorunlu değildir).
- Kerametin
çokluğu, o zatın Allah katında daha faziletli olduğunun delili olamaz.
Fazilet, Allah'a yakınlık derecesiyle ölçülür. Çok yakın olan bir veliden
az, daha uzak olan birinden ise daha çok keramet zuhur edebilir.
- Sahabeden
(en faziletli nesil) zuhur eden kerametler, sonraki bazı velilerden zuhur
edenlerin yüzde biri bile değildir; ancak hiçbir veli en alt derecedeki
bir sahabeye bile yetişemez.
- Geçmişin
en büyük velilerinden (örneğin Cüneyd-i Bağdadi) bile ömürleri boyunca
çok az keramet nakledilmiştir. Harika hallere gereğinden fazla takılmak,
kısır görüşlülüğün bir işaretidir.
3. İkinci Soruya Cevap: Keşif ve
İlhamlarda Şeytanın Etkisi ile Yanılgılar
- Soru: Sadık
taliplerin keşiflerine şeytan müdahale edebilir mi? Ediyorsa nasıl ayırt
edilir? Etmiyorsa ilhamlardaki yanılmaların sebebi nedir?
- Cevap ve Analiz:
- Hiç
kimse şeytanın müdahalesinden tamamen korunmuş değildir. Peygamberlerde
bile (ayetle düzeltilmek kaydıyla) bu durum tasavvur edilmişken, evliyada
ve taliplerde haydi haydi mümkündür.
- Peygamberler
şeytanın müdahalesine karşı vahiyle uyarılır ve hakkı batıldan ayırır.
Veliler ise doğrudan uyarılmasalar da peygambere tabi oldukları için,
şeriata aykırı bir keşif gördüklerinde onun batıl olduğunu anlar ve
reddederler. Şeriatın sessiz kaldığı konularda ise hakkı batıldan ayırmak
zordur ve ilham zanna dayalıdır; ancak bu durum velayete gölge düşürmez.
- Keşifteki
her yanlışlık şeytandan kaynaklanmaz; çok defa kişinin kendi hayal
gücünün (kuvve-i muhayyile) yanlış yönlendirmesiyle oluşur.
- Hz.
Peygamber’i rüyada görüp de vakıaya uymayan bilgiler almak da şeytandan
değil, kişinin kendi hayal gücünün tasarrufundandır. Çünkü şeytan,
Peygamberimiz'in suretine giremez.
4. Üçüncü Soruya Cevap: Keramet ile
İstidracın Ayırt Edilmesi
- Soru: Yeni
başlayan bir talip, bir zatın gösterdiği olağanüstü halin keramet
(velilik) mi yoksa istidraç (yalancı mukallid/kâfirin oyunu) mu olduğunu
ilk bakışta nasıl anlar?
- Cevap ve Analiz:
- Yeni
başlayan bir talip için en büyük ölçü kendi sağlam vicdanı ve
kalbidir.
- Eğer o
zatın sohbetinde talibin kalbi Allah’a meylediyor, cezbeleniyor ve kendi
özünde Hakk'ın varlığını buluyorsa o zat keramet sahibi bir velidir.
- Eğer
bunun aksi yaşanıyor veya kalpte hiçbir tesir oluşmuyorsa, o kişi
istidraç sahibi yalancı bir müddeidir ya da o meclistekiler kalbî
marazlarından ötürü feyz alamayan avam takımıdır.
5. "Allah'ın Huyları ile
Huylanmak" Kavramının Doğru Tefsiri
Mektubun bu bölümünde avamın yanlış anladığı "Allah'ın ahlakıyla
ahlaklanın" düsturu açıklanmaktadır. Avam bunu "ölüyü diriltmek,
gaybı bilmek" sanarak dalalete düşmektedir. Hakiki manası ise Allah'ın
sıfatlarının tecellileriyle uyuşmaktır:
- Melik: Salikin
kendi nefsine hükmedip onu alt etmesi ve kalplerde tesir bırakması.
- Semi (İşiten): Salikin
Hakk'ın kelamını ve hakikatlerini ruh kulağı ile dinleyip kabul etmesi.
- Basir (Gören): Feraset
nuruyla kendi nefsindeki ayıpları, başkalarındaki kemalatı görmesi; her an
Allah'ın kendisini gördüğünü bilerek amel etmesi.
- Muhyi (Dirilten):
Unutulmuş veya terk edilmiş sünnetleri ihya etmesi.
- Mümit (Öldüren):
Bid'atlara engel olup onları ortadan kaldırması.
- En Büyük Keramet: İlimler
ve ilhama dayalı marifetlerdir. Tıpkı Kur'an mucizesinin kalıcı ve en
büyük mucize olması gibi, şeriata tam olarak uyan bu ilimler en üstün
harikalardır.
6. Sitem ve Sonuç
İmam-ı Rabbani, mektubun sonunda Muhammed Sadık Keşmirî’ye açık bir sitemde
bulunur. Keşmirî’nin bir ay önce gördüğü rüyaların etkisiyle büyük bir ihlas,
tövbe ve nedamet içinde olduğunu yazmasına rağmen, çok kısa sürede eski şüpheci
ve bozuk haline geri döndüğünü belirtir. İlk başta sorulan soruların üslubunu
ağır (sakil) bulduğunu, ancak bu vesileyle çok kıymetli hakikatlerin ve
ilimlerin açığa çıkmasına vesile olduğu için sonucun hayırlı bittiğini ifade
ederek mektubu hidayete tabi olanlara selamla bitirir.